Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: A.B.D. ::::: New York ::::: Sanatsal Bir New York Turu...        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
A.B.D. New York 10 Nisan 2012 12  Aralık 2011
25  Aralık 2011
6846 11 Şükran Şahin 

 Sanatsal Bir New York Turu...
 (Kültür/Sanat)

Pek çok kişinin gidip gezdiği, TV dizilerinden ya da medyadan ezberlediğimiz New York! Bir hafta içinde karar verip, biletimi, vizemi aynı hafta içinde alabildiğim için şanslı başladım gezime. Bu gezi yazımda sanatsal bir New York tadı bırakmak istiyorum gezginlerde.

21 milyon olan nüfusuyla New York şehri beş bölüme ayrılmış. Manhattan, Brooklyn, Queens, Bronx ve Staten Island. Kaldığım bölge olan Manhattan, yazımda daha ağırlıklı olacak doğal olarak. Aralık 2011'de gittiğim, gerçekte sanatsal bir geziyi hedeflediğim 14 günlük New York gezimde; hızlı çekim gibi zamanımı hızlı yöneterek 9 müze 30'a yakın galeri gezme şansını yakalayabildim. Bu yüzden gezginlere çoğunlukla sanatsal izlenimlerimi paylaşıp sanatsal bir rota çizeceğim. Tabii ki bu verimli gezi programının planlanması ve uygulaması, 10 senedir New York'ta yaşayan yeğenim Evrim ve New York'u iyi bilen kız kardeşim Şule'nin sayesinde gerçekleşti. Şahinlere teşekkür ve sevgilerimi bu yazı vesilesiyle yineliyorum.

İstanbul'dan 11 saatte sorunsuz olarak New York'a indim. Havaalanında beni karşılayan diğer yeğenim Olgu ile Delta Havayollarının terminalinden çıkıp önce Airtrain, sonra metroyla Manhattan'a geldik. NY JFK havaalanı çok büyük, sekiz terminalden oluşuyor. Zaten ilk ayak basar basmaz şehrin bir göçmen kenti olduğunu anlıyorsunuz. 170 ayrı dil konuşulduğunu öğreniyorum. Bu kadar karma bir insan topluluğu beni şaşırtıyor. Şehrin bu karma yapısı kendimi yabancı gibi hissetmememi sağlıyor.
Manhattan'daki müzeleri gezmek dahi en az bir haftayı alacağını öğreniyorum. Rahat bir yürüme ayakkabısı, NYC haritası, metro kartı almamızın bu süreyi azaltabileceğini söylüyor Evrim. Kız kardeşimle bizde öyle yaptık. İlk bakışta "24 saat açık" olan metrosu ve yoğun trafiğiyle "Hiç Uyumayan Şehir" adını hakkıyla aldığını fark ediyorsunuz şehrin.

Kaldığım yerin hemen yanındaki Central Park 1857 yılında Amerika şehirleri arasında peyzaj mimarlığı ile yapılan ilk park olma ve yıllık ortalama 25 milyon ziyaretçisiyle Birleşik Amerika'da en çok ziyaret edilen kent parkı özelliği taşıyor. 800 metre eninde, 4 km uzunluğundaki bu oksijen deposu; 120 farklı bitki türü, 26 binden fazla ağaç, 215 kuş türü ve 130 hayvan türüne ev sahipliği yapmakta. Kentin gökdelenlerinden, kalabalıklığından sıkılanlar için eşsiz fırsat burası. Üstelik çok uzaklara gitmeden doğanın kucağında buluyorsunuz kendinizi.
Birçok film ve televizyon gösterileri bu parkı dünyadaki en ünlü şehir parkı yapmış. Hatta Duman, MFO ve Zulfu Livaneli de burada konser vermis. Parkta çocuklar, gençler, yaşlılar herkes geziyor, yürüyüş yapıyor, koşuyor, bisiklete biniyor, çimenlerde oturuyor, bazıları atlı arabalarla, parkı keşfetme peşinde. Minicik 3-4 yaşındaki çocuklar boylarına göre bindikleri skuturlarla parkı aileleriyle geziyorlar. Biz yürüyerek keşfettik. Her an görebileceğiniz neredeyse evcilleşmiş sincaplar parka ayrı bir sıcaklık katıyor.

Her sene yapılan 50,000 kişinin katıldığı NY maratonunda binlerce New Yorkluyu bir arada görme fırsatı buldum. Yarışa başvuranların sadece bazıları kura ile katılma hakkı kazanıyor, geri kalan binlercesi de bir yardım kurulusuna 1000 dolar civarı para yardımı sayesinde sponsor olarak katılabiliyorlar. Koşu kuyruğu kilometrelerceydi diyebilirim. İlginç koşu giysileriyle, insanlar ellerinde ait olduğu grupları temsilen afişler, pankartlar, barışa ve çevreye dair mesajları görmek ilginçti. O hafta boyunca gezdiğimiz her yerde koşuya katılanların koşu anısına verilen klasik madalyaların en az üç katı büyüklüğündeki madalyalarla gururla işlerine gidip gelirken rastladık. Yeğenim bu tip sosyal sorumluluk projelerinin NY da yapıldığını belirtti. Her sene yapılan bu koşunun geliri farklı bir yardım için kullanıldığını öğreniyorum.
En önemli müzeler Central Park'ın etrafında toplanmış. Hem Central Park gezip, hem de müzeleri görmek isteyenler için kolay bir rota. Metropolitan Museum of Art, American Museum of Natural History, ve Guggenheim Müzesi, Cooper Hewitt Müzesi. Dünyanın en büyük ve en önemli müzelerinden Metropolitan Sanat Müzesi 1870'den bu yana toplanmış 2 milyondan fazla sanat eseri bulunuyor. Metropolitan Müzesi, 52 resim galerisi, arkeolojik bölümler, dünya uygarlıkları bölümleri ve dekoratif sanatlardan oluşan galerileriyle izleyene müthiş zenginlikler sunuyor. Amerikan sanatının örneklerinin yanı sıra iki bin Avrupa resim ve heykel sanatı örneğini barındıran müzede antik uygarlıklara ait sayısız obje de yer almakta. Müzeyi gezerken sanat insanoğlunun ulaştığı en üstün ve en büyülü güç demeden edemedim. Bu yaratıcılık başımı döndürdü. Yeni açılan on beş bölümlük İslam Eserleri Bölümü'nde yer alan ve basından okuduğuma göre on milyon dolara iki galeriyi üstlenen Koç ailesinin adını taşıyan iki galeriyi de görme şansı yakaladık. Eserleri görmek kolay olmadı uzun kuyruktan.
Birçok müzeye 20 dolar'dan başlayan giriş ücretlerini ödemeyebilirsiniz. Web sitesiyle New York'taki müzelerin giriş ücretlerinde indirim yaptıkları ya da ziyaretçileri bedava kabul ettikleri günleri kullanıcılara bildiriyor. Bize de bu bilgiyi yeğenim Olgu verdi. Siz de www. iheartnymuseums.com adlı sitenin hazırladığı bölümlerde bedava giriş zamanları, tavsiye edilen ucuz ücretli saatleri ve ziyaret için en iyi saatleri bulabilirsiniz. Aynı zamanda site söz konusu müzelerle ilgili bilgilerin bulunduğu adreslere de link veriyor. Bizde bu hizmetten yararlandık ve her müze için kumbaraya bir dolarlık bağış yaparak iki kez Metropolitan ve yedi müze gezisini gerçekleştirdik.
Modern sanat yapıtlarından oluşan koleksiyonunun sergilendiği müze olan Guggenheim müzesinde sarmal dış duvarın iç yüzüne asılmış resimler, en yukarıdan başlanıp rampadan döne döne inilerek izleniyor. Hiç bir sanat eğitimi almamış olan ve kendi kendini eğiten, Papa'nın kafasına göktaşı düşüren İtalyan heykeltıraş Maurizio Cattelanın Guggenheim'daki enstalasyon restrospektifini görmek şansını yakaladığım için mutluyum. Bu sergiyle gezimin aynı tarihlere gelmesine içimden şükrediyorum. Heykelleri, performansları ve enstalasyonları için; mizahi, kışkırtıcı, ukala, şaşırtıcı, sarsıcı, saçma, komik, karanlık, tartışma yaratan, ironik, saldırgan, alaycı, aptalca ve hatta delice sıfatları kullanılan 51 yaşındaki Padovalı sanatçının sergisini Guggenheim müzesinin eşsiz ve sarmal mekanında görmek çok etkileyiciydi. Serginin yerleştirme biçimi ancak bu kadar yakışabilir bir müzeye.

Müze gezilerimizden arta kalan zamanlarda Özgürlük heykeli, Empire State Binası ve Times Meydanı, Flatiron binası, Union Square, Queens ve Soho sokaklarini gezdik. New York'un en guzel yönlerinden biri de her mahallede bir çok ülkenin mutfağından restoranlar bulabilmeniz. Bizim icin en ilginç gelen tatlar Vietnam, Kore, Tayland gibi Uzak Doğu yemekleri tabii. Amerika'ya gelmişken, hamburgere karşı olsamda bir hamburger yemeden dönmek istemedim. Bunun için de Flatiron binasının karşısındakı Madison Square Park'ın içinde upuzun bir sıra beklemeniz gerekse de, Shake Shack'te hamburger yemenizi tavsiye ederim.
Times Meydanında yüzlerce hatta binlerce turist kalabalığının arasında, akşam vakti sanki gündüz gibi devasa ışıklı, hareketli reklam panolarının altında dolaşmaktan yorulunca meydanın ortasındaki açık kafeye oturduk. Karşımızdaki Forever 21'in üzerindeki dev ekranda herkes gibi biz de kendimizi görünce insiyaki olarak kendimize el salladık. Şanslı olanların yine dev beyaz ekranda fotoğrafı çekiliyor ve metrelerce büyüklüğünde çekilen resmi meydandakilere gösteriliyor, yakınında bulunan onu tanıyanların ya da bu gösteriden etkilenenlerin alkış seslerini duyuyorsunuz. Çekilen fotoğraf yine dev ekranda dev görüntülü güzel bir manken tarafından çekilmiş fotoğrafı size atılıyormuş gibi bir gösteriyle heyecan devam ediyor. Tabi Andy Warhol yaşasaydı bu ekrandakileri görüp "herkes onbeş saniyeliğine şöhret olacak" dediği ünlü cümlesini hatırlar, dediklerim gerçekleşmiş derdi. Bu meydanın yoğun trafiği, taksileri (limuzinler) atlı polisleri, yüzbir ülkeden gelmiş turistleri, Disneyland'ın bir bölümü gibi olan, çocukların aileleri ile binebildiği dönme dolapların, devasa hareketli ve sesli dinazorların, tavanlara asılmış en sevilen çizgi kahramanların olduğu meydandaki Toys R Us aklımda kalanlar.
Ayrıca bisikletli arabalarla şehir meydan turu yapabiliyorsunuz. Tiyatro ve şov merkezleri, Broadway gösterileri de burada. Üç kez geçtiğimiz bu meydanda hep bir dijital karnaval havası hakimdi. Yaz ve kış üzerlerinde sadece kovboy şapkası ve bir slip, elinde de gitarı ile şarkı söyleyen çıplak kovboylar (Naked Cowboy) ve bikinili, gitarlı kızlarla (Naked Cowgirl) şehre akın eden turistler fotoğraf çektirmek için turistler onbeş, yirmi dolar ödüyorlar.

1931 yılında yapılan ve o yıllarda dünyanın en yüksek binası kabul edilen, birçok filme ilham kaynağı olan Empire State Binasının çevresinde hemen yanınıza yaklaşıp '30 dolar!' diyen çığırtkanlara rastlamak her an mümkün. Uzun kuyruğu görünce sadece binanın genel görünüşüyle yetindim. Özellikle akşam ışıklandırılmış haliyle daha çekici görünüyor. İkiz Kulelerin olduğu bölgede Özgürlük Kulesi ve anıtı ile üç ofis kulesi inşa edileceği ve bu binaların tamamlanması 2013 yılını bulacağını öğreniyoruz. 11 Eylül faciasında yanındaki kilisenin zarar görmeden kurtulmasını şaşırtıcı buldum.
Finans dünyasının kalbinin attığı Wall Street caddesi. Yakınındaki Zucatti Parkı'nda "her gün her hafta Wall Street'ı İşgal Et" sloganı ile konuşlanan (OWS) aktivistleri görmeden olmazdı NY gezimde. Kim olduklari konusunda ise şöyle demişler; "occupy wall street farklı renklerden, cinsiyetlerden ve politik inanışları olan kişilerden olusan lidersiz bir direniş örgütüdür. Bu insanlarin ortak olduklari tek nokta halkın %99'unun artık %1'lik kesimin yolsuzluklarina ve açgözlülüğüne katlanmayacak oluşlarıdır." Sabırla onca şeye dayanmış olanlar çadır ve uyku tulumlarıyla parkta eylemlerini sürdürüyorlardı. Etrafta birkaç polis vardı. Pankartlarla dolaşan birkaç aktivist aynı anda isteklerini yüksek sesle dillendiriyorlardı. 1960'ların protest sesi Joan Baez'in bizim ziyaretimizden bir gün sonra orada destek konseri verdiğini NY gazetelerinden öğrendiğimizde; gezeceğimiz yerlere gitmeden bir gün önce internetten incelememiz gerekliliğine karar veriyorum.
Whitney Müzesinde gezdiğimiz döneminin en ünlü Amerikalı heykeltıraşı olarak nitelendirilen Davit Smith'in "Küpler ve Anarşi" sergisi de benim için eşsiz fırsatlardan biriydi. www. whitney.org Soho'daki Çocuk Sanat Müzesinde (Childrens Museum of the Art); çocuklar minik elleri, kocaman yürekleri ile görsel sanatların büyülü dünyasında bu müze sayesinde yaşamı sanatla öğrenmeyi deneyimliyorlar. Çok etkileyici bir ortam. Emekleyen bebeklere gore bile aktiviteler var. Veliler çocuklarını cıvıl cıvıl sanat dolu bu mekanda büyük bir mutlulukla bekliyorlar, bazılarıda çocuklarıyla birlikte ortak aktivitelere katılarak içlerindeki çocukla buluşuyorlar. Çocuklar ünlü ressam, heykeltraş, moda tasarımcısı, mimarları renkle, formla, dramayla, müzikle, kendi yaptıkları animasyonlarla hem tanıyor, hem de sanat üretiyorlar. Daha küçükler ise yapboz, lego, v.b. oyuncaklarla sanat yapıyorlar. 35 yıllık bir sanat eğitimcisi olarak, Ülkemizdede olmasını istediğim, çocuklarımız için böyle bir sanat müzesini dileyerek müzeden ayrılıyorum.
Dünyaca ünlu sanatçı Isamu Noguchi'nin ölümünden üç sene önce kendi elleriyle hazırlayıp açtigi Naguchi Müzesi; sanatçının taş, metal, ahşap ve diğer malzemelerden heykelleri, mobilyalari ve pirinç kağıdından Akari lambaları sergileniyor. Binanın ortasındaki zen avlu ise sakin, huzur dolu, ruhunuzu arıtabileceğiniz bir bölüm. Daha fazla bilgi için www.noguchi.org bakabilirsiniz. Madison ve 77. Sokaktaki Blain di Donna Galerisinde gezdiğimiz sürrealizmin en önemli temsilcilerinden Belçikalı (gerçeküstü) ressam Rene Magritte'nin "Tehlikeli İlişkiler" sergisi görülmeye değerdi.

Nahmad Gallery'deki Kinetik Sanat'ın öncülerinden olan heykeltıraş ve ressam Alexander Calder'in mobil heykellerinin yerine daha çok resim ağırlıklı sergisi de benim için sürpriz oldu. NY' da galerilerde öncü ve ünlü ressamların sergilerini rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Galeriler bölgesi Chelsea'deki birbirine bitişik yüzlerce galeriden otuza yakınını izleyebildim. Gittiğim galeride İstanbul Bienalinde eseri yer alan New York'lu sanatçı, İstanbul'u çok beğendiğini ve Borusan'ın sergilerinde yer aldığını belirtti. Galerilerde az sayıda tuval üzerine yağlı boya, akrilik boya eserler, daha çok farklı teknikleri bir arada barındıran güncel sanat sergileri, fotoğraf ya da bunların bilgisayar ortamında yeniden üretilmiş çeşitlemeleri, video art, dijital yansılarla desteklenen küratörlü ve kavramlı sergiler diyebilirim.

Queens'teki East River'in kıyısındaki Sokrates Heykel Parkında (Socrates Sculpture Parkı) ilginç ve farklı teknikleri barındıran açık hava sergisi çok hoştu. Öğrendiğime göre; parkta düzenli olarak yenilenen sergilerle, gönüllü sanatçıların düzenlediği halka açık atölye çalışmaları ve de yazları Ağustos ayı boyunca gerçekleştirilen açık hava sineması ve sürpriz etkinlikleriyle NY da görülmesi gerekli yerlerden birisi diye düşünüyorum. Daha fazla bilgi için www.socratessculpturepark.org bakabilirsiniz.
MoMA/Modern Sanatlar Müzesi (The Museum of Modern Art) doğal olarak 35 yıllık sanat eğitimcisi olarak en çok ilgimi çeken müze oldu diyebilirim. Koleksiyonunda 150.000 eserin bulunmasının yanı sıra yaklaşık olarak 22.000 film ve 4 milyon film karesini ve ünlü tasarımlarında olduğu bir tasarım koleksiyonunuda bünyesinde bulundurduğunu öğreniyoruz. Dünya çapında büyük üne sahip resimlerin çoğu burada. 35 yıllık sanat eğitimciliğimin alışkanlığıyla gittiğim müzelerde mutlaka çocukların eğitim bölümüne uğrarım. Diğer müzelerde olduğu gibi MoMa'da da uğradım. Benim için de sürpriz olan bir etkinliğe tanık oldum. Çocuklar büyükçe diyebileceğim dijital ekranlarının önünde, ellerinde farklı kalınlıklarda fırçalarla büyük bir keyifle resim yapıyorlar. Hatta Jackson Pollack gibi sıçratma resimler bile yapabiliyorlar. Evde çocuklarına etraf pislenmeden sanatsal etkinlik yaptırmak isteyen titiz annelere müjde: Moma eğitim bölümünde çocuklar gerçek fırçayla tüm hayallerindeki resimleri dijital olarak gerçekleştirebiliyorlar. Şimdilik bir yıllığına müzede denenen bu program sonra tüm dünyada satışa çıkacakmış.
Nurol Sanat galerisinin NY da açılacak olan Adnan Turani sergisinin davetiyesini daha önceden Ankara da almıştım. NY' da değerli hocamız ve sanatçı Adnan Turani sergisinin açılışında bulunmak çok anlamlıydı bizim için. 46. Sokaktaki Türk Evinde düzenlenen çoğunlukla Türklerden oluşan kalabalık bir davetli grubuna Türk Büyükelçiliğindeki görevliler, Radyo Türküm kurucuları ve çalışanları, Ankara Nurol Sanat Galerisinin yöneticisi Yüksel hanım davetlilerle tek tek ilgileniyorlardı. Amerika'ya yıllarca önceden yerleşmiş ve birçok restoran açmış Orhan Yegen'in hazırladığı açılış kokteylindeki ziyafet nefisti. Orhan bey'e hazırladığı güzel tadlar için teşekkür ediyoruz. Yıllardır NY'lulara "Şip Şak" restoranlar zinciriyle hizmet verdiğini belirtiyor. (Türk yemeklerinin lezzetini ülkemizden çok uzaklarda bile tadma şansını bulduk) Sergiden sonra, Radyo Türküm'ün organize ettiği, Bingül ve kızı Gülşah Sevimli, elçilikten çalışan bir grupla ABD'de kazandığı ödüllerle adından söz ettiren Türk sanatçı Sinem Saniyenin Joe's Pub'daki anlamlı konserine gittik. New York'ta ünlülerin kulübü olarak bilinen ve aralarında Amy Winehouse, Norah Jones, Adele, Alicia Keys, Bono gibi yıldızların sahne aldığı Joe's Pub'da gerçekleşen bu konserin gelirlerinin tamamının, Van'da meydana gelen deprem yararına Kızılay'a gönderileceğini Sinem Saniye duygulu bir konuşmayla açıkladı ve seyircilere teşekkür etti.
NY sokaklarında Genco Erkal'ın "Nereye Gidiyoruz" adlı oyununun afişini görünce; Hunter College'in tiyatrosunda sevdiğimiz sanatçının gösterisine gidiyoruz. Salon epeyce kalabalık. Her zamanki gibi nefis performansı ve cesur yüreğiyle izleyenleri büyülüyor. Yabancı bir ülkede kalabalık bir Türk grubuyla olmak hoşumuza gidiyor.

New York'un sembol binalarından olan Flatiron Building'in altında, Sprint adlı üçgen biçiminde bir sanat alanı var, adı da Art Space. New Yorklu ressam Gwyneth Leech'in tek tek boyadığı kâğıt kahve kaplarının, birbirine misina ile iliştirilmesi sonucu oluşmuş enstalâsyonu sürpriz bir etkinlikti benim için. Sanatçının sergi esnasında çocuklarla kâğıt kapları birlikte boyamaları da. Sanatçı Türkiye' ye de geleceğini belirtiyor. Aynı etkinliği Gwyneth Leech'in kağıt bardaklarını yeniden yorumlama etkinliği olarak öğrencilerime yaptırdım ve okul koridorlarımızda bir koridor enstalasyonu gerçekleştirdik. Müzeler gezmekle bitmiyor, son olarak 1977'de yeni sanatı, yeni düşünceleri ve akımları tüm güncelliğiyle gündeme taşıyan bir müze olma hayaliyle kapılarını açan Bowery St.teki yeni müzenin (New Museum) üst katlarının gittiğimiz saatte açık olmadığı için sadece alışveriş bölümüyle yetiniyoruz.
Müze gezilerimizden arta kalan zamanda şehri keşfetme turlarımız devam ediyor. Sürekli yürüyoruz. Metrolara, bazende taksilere biniyoruz. Upper East Side'da 60. Sokaktan 86. Sokağa yürüyerek gezmek keşif yolculuğu gibiydi. Vitrinlerin olağanüstü yaratıcılığı, moda defilelerindeki gibi ilginç ve şık kıyafetlerin olduğu vitrinlerin fotoğraflarını çekiyorum bol bol. Uzunca bir kuyruğu merak edip sorduğumda bunun bir "makaron" kuyruğu olduğunu öğrendiğimde şaşırmadan edemiyorum. Ayrıca sadece metrolarda değil, alakasız yerlerde bile gördüğüm sıkça rastladığım fındık fareleri, sokakta bir tane dahi başıboş köpeklerin olmaması, hiçbir yerde kedi türlerini görmemem, organik gıdaların bolca olduğu, trafiğin çok düzenli ve sorunsuz olması, şehirde neredeyse herkesin içme suyunu şehrin şebeke suyundan kullanması, yollarda hiç çukur, v.b.tehlikeli yerlere rastlamama, açık alanlarda ufacık bir tamirat için dahi tamir edilen yerin kimseye tehlike yaratmasın diye barikat gibi etrafının korunması, tanımasanızda göz göze geldiğiniz birisiyle selamlaşmanın doğal bir ritüel olduğu ve sokak müzisyenlerinin yetkinliği ilginç gözlemlerdi benim için.
Gezginlerle, kendi penceremden bir New York turumu paylaşmak istedim. Sanatla, sağlıkla, keşiflerle ve iyilik dolu günler dileyerek yazımı bitiriyorum...

Şükran Şahin








 Yazılan Yorumlar...
Sibel Ertaş
(18 Ekim 2012)

Şükrancığım New York gezin çok etkileyici özellikle gördüklerini bu kadar sade ve akıcı yazdığın için tebrikler.Seyhatlerinin ve yazılarının devamını dilerim...

Setenay Süzer
(01 Ağustos 2012)

Şükran Hanım merhaba,
2009 Haziranında 8 gün büyük mutlulukla gezdiğim NY ta,zevkle ve güzel bir rüya gibi hatırladığım Metropolitan, Guggenheim ve Moma yı gezmek, benim için çok büyük ayrıcalıktı.Bir bilenle yeniden gezmek çok keyifli oldu.Dünyanın başkenti,bundan güzel anlatılmazdı doğrusu.Üç akşamı o açık Cafede dinlenerek geçirdiğim Times meydanındaki fotograf olayına rastlamadığım için kıskandım biraz.Paylaşımınız ve nefis anlatımınız için çok teşekkürler.İyiki rastladım bu güzel siteye.

Saliha Genç
(29 Nisan 2012)

Şükran güzel arkadaşım ,yaşadığın bu güzellikleri bizlerle paylaştığın için çok teşekkür ederim.Müzeleri,galerileri , şehrin özelliklerini ve önerilerini ; samimi ve akıcı bir dille aktarman beni çok duygulandırdı.Hoşcakal....

Şule Tüzül
(19 Nisan 2012)

Şükran Hocam,
Sanatın tadı ile yazılmış sözcüklerinizi okumak çok keyifli oldu. Dilerim benim de birgün bu kadar sanat yoğun bir NY deneyimim olur.
Yazmaya devam etmelisiniz.
Sevgilerimle.

Selale Korkut
(18 Nisan 2012)

Sukran Hanim merhabalar,
Yazinizi buyuk bir keyifle okudum.Yeniden New Yorkta olmak istedim.Adnan Turani sergisine denk gelmeniz buyuk tesaduf.Yazinizi okuyunca hemen Adnan
Turani hocamizi aradim.Yazinizi ona da okudum.O da cok memnun oldu.Yeni yazilarinizi bekliyoruz..Sevgilerimle

Gülşen demirezen
(17 Nisan 2012)

Şükrancığım yine çok güzel şeyler yapmışsın. Afrika gezinin yourumlarını da bekliyoruz! :))))

ilknur şen
(15 Nisan 2012)

Kendi ülkemde bile bu kadar özgür ve rahat ve hatta güvenli dolaşamamın hüznüyle bir new york gezisi de bana kısmet olmuştu 2012 aynı yerl ağustosunda.Boston dada uzun süre kalmıştım hiç bir yabancılık hissetmeden her yere girip çıkarak.amerikanın sihiri bu olsa gerek.Tebrikler güzel anlatımın için.Ben de en kısa zamanda gezi anılarımı ve gördüklerimi paylaşmak üzere sevgilerimi iletirim.

Raynor
(11 Nisan 2012)

Şükran Hocam, her şey güzelde sokakta satranç karesine bayıldım. Elinize sağlık.

ayla belen
(11 Nisan 2012)

Şükrancığım,gezi anılarını zevkle okudum.Birçok sanat eserini anlayabilmem için yazını basıp,tekrar tekrar okuyacağım.NYC gezisi yapacak olanlara,müzelerin uygun ve ucuz bilet saatlerini ve internet adreslerini vermen büyük incelik .İnşallah,birgün ben de aynı yerleri senin rehber yazın elimde gezme imkanı bulurum.Orada gördüğün bilgileri ,öğrencilerinle paylaşman ve onlara yeni ufuklar açman öğrencilerinin senin gibi bir öğretmenleri olması şansını düşündürttü.Seni,gönülden tebrik ediyor ve başarılarının,gezilerinin ve izlenimlerinin devamını diliyorum.Sevgilerimle.Dr.Ayla Belen.

başak aksu
(11 Nisan 2012)

ellerinize, yüreğinize sağlık şükran hocam, çok beğendim

hakangeziyor
(10 Nisan 2012)

Hocam, bu güzel ve keyifli anlatımınız için sonsuz teşekkürler. New Yorkun bir müzeler şehri olduğunu sayenizde öğrenmiş olduk. Kaleminize sağlık...

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.