Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Türkiye ::::: Kars ::::: Doğu Ekspresiyle Görsel ve İçsel Bir Yolculuk        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Türkiye Kars 19 Şubat 2014 29 Ocak 2014
03 Şubat 2014
10305 11 Şükran Şahin 

 Doğu Ekspresiyle Görsel ve İçsel Bir Yolculuk
 (Genel)

Yarıyıl tatilim nedeniyle; ailece Bulgaristan Bansko kayak gezisi organizasyonu için Antalya'daki arkadaşımız Cananı aradım. Canan aynı tarihlerde iki arkadaşıyla önceliği fotoğraf çekmek olan Doğu Ekspresiyle Karsa gideceklerini söyledi (geziler sevdiğiniz arkadaşlarınızla yapılınca daha bir güzel geçiyor). Bunun üzerine rotamı Doğu Ekspresiyle Kars yolculuğuna çevirdim. İlginç olacağını düşündüğüm bu geziye katılmak istedim. Uzun tren yolculuğunda 54 adet istasyondan geçmek, Kars, Çıldır Gölü, Ani Antik Kenti... Sadece Ankara'dan Karsa gidiş en az 25 saat sürecekti. Tatilimin uzun olmasını da fırsat bilerek, hızlı hayat tempomuzda ağır çekim gibi sürecek bu yolculuk benim için farklı bir deneyim olacaktı. İnternette Doğu Ekspresiyle Kars gezi yazılarını taradım. Özellikle trenin teknik aksaklıkları, temizlik konusundaki yorumlar biraz sıkıcıydı. TCDD sitesinde tüm detaylarlarıyla istediğim bilgilere ulaştım. Devlet Demiryollarında çalışan değerli öğrencim Ersin Taşcı ve akrabam Efe Bingör'den bilgiler aldım. Güzel bir güzergâh olduğunu söyleyerek beni desteklediler.

 
Ankara Garından uğurlama ve Doğu Ekspresi yolcuları toplu halde...

Çocukluğumda sıkça bindiğimiz kısa mesafelerdeki kara tren anıları canlanıyor belleğimde! Neredeyse, Saltukova ve Zonguldak arasındaki tüm istasyonlarda teyzeler ve dayılarım yaşardı. Tatillerde kuzenler ordusuyla, kara trende ebecilik, saklambaç oynaya, zıplaya annelerimizin ikazlarına, kondüktörün azarlamalarına aldırmadan özgürce koşardık. Anılarımda unutamadığım güzellikler olarak durur. Hala şaşarım, kara trenlerde çocuk dikkatsizliğimizle sağ salim yaptığımız yolculuklara! Ankara İzmir tren yolculuğu da yapmıştım. Güzel manzaraları hala belleğimdedir. Şimdiki tren yolculuğu ise memleketimin bir ucuna olacaktı. Alışık olmadığım bu uzun yolculuğun tedirginliğiyle dönüşüm için, Kars'tan Ankara'ya uçak biletimi alıyorum. Tren yolculuğunda ve eksi 30 derece olduğunu öğrendiğimiz Kars'taki gezimizde pratik olsun diye termal giysiler ve sadece orta boy bir sırt çantasıyla Ankara Garındaki ekspresimizi buluyor ve heyecanla iki kişilik 7.vagon 19-20 numaralı yataklı vagonumuza çantamızı koyarak, lokanta kısmında yer kalmaz endişesiyle, hemen iki masa ayırıyoruz. Vagon odamızda küçük bir buzdolabı, lavabomuz ve dolabımız var. Minik ve tertemiz bir tren odasındayız. Eşim gelemediği için camın ardından bize el sallıyor. İyi yolculuklar diliyor. Anlar belgeleniyor fotoğraflarla. Değerli öğrencim Ersinde uğurlamaya gelerek, trendeki görevlilerle beni "ortaokul öğretmenim" diye tanıştırıyor. Tren kendine has düdüğü ve kalkış sesiyle hareket ediyor ve uzun yolculuğumuz başlıyor. Saat 18.10.

Trenin camlarından seyir bir başka güzel...

 
Bozkırdan yol manzaraları...

Gardan bir yol haritası, v.b. broşür bulamadığım için internetten güzergâhımıza bakıyorum: Kırıkkale, Kayseri, Sivas, Erzincan, Erzurum ve Kars. Küçük istasyonlarla toplam 54 istasyon var. 1928 km yolumuz! Memleketimden 1928 km manzaraları! İlginç bir yolculuk olacak!   İnternette TCDD sitesinde her istasyonda kaçta olacağınızın ayrıntılı bilgisi var. Bilgiye ulaşmak ne kadar kolay günümüzde!  

Akşamın karanlığında dışarıdaki manzarayı pek seçemesek de, gözümüzü dışarıdan alamıyoruz. Lokantada masalar dolu. Guruplar çoğunlukta. Yemekler ekonomik ve lezzetli. Zeytinyağlılar, mezeler, et yemekleri, v.b. "En İyi Zincir Restaurant Ödülü" ne layık görülmüş Ray Restaurant. İstediğiniz içecekte mevcut. Benim için nostaljik olan trenin takur tukur sesleri eşliğinde Canan, Işın, Işının eşi geziye dair sohbetler, planlar yapıyoruz. Diğer masanın tamamını kaplamış olan fotoğraf makinelerimiz her an çekime hazır bekliyor. Lokantada gurupların kimileri kâğıt oynuyor, kimileri tavla, kimileri kitap okuyor, kimileride sohbet ediyor. Herkes sakin, mutlu ve sabırlı görünüyor. Trenimiz bir maraton koşusu yapıyor sanki. Kendinden emin yorulmadan yol alıyor. Yüksek Hızlı Treni de sprinter koşusuna benzetirim.

 
Bütün tüneller bizi karanlıktan aydınlığa ulaştırıyor...

Kemah - Güzel yurdum...

Saatler hızla geçip gidiyor ve biz aynı memnuniyet ve sabırla yol alıyoruz. Ertesi gün güneşin doğuşunu yakalamak için erken kalkmak gerektiğini düşünerek, istemeyerekte olsa yataklı vagonumuza geçiyoruz. Tuvaletler temiz. Vagonların sorumlusu kondüktörümüz nöbetçi asker gibi ayakta. Vagondaki koltuklar bir hamleyle yatak oluyor. Uyumak için yatıyoruz. Canan üst ranzada. Uyudu bile. Trenin ritmik sesinden başka ses yok. Bazen raylarda çocuk çığlığı gibi sesler çıkıyor. Sanırım metal sürtünmesinden oluyor! Uyku tutmuyor nedense! Yanımda getirdiğim, Pascal Mercier'in "Lizbon'a Gece Treni" kitabını okumaya devam ediyorum. Lokantada kitaptan Silveiranın Gregorius'a sorduğu soruyu bende arkadaşlarıma sormuştum. "Siz bu trene neden bindiniz peki? Işın "içime yolculuk" yanıtını, Canan; "kendi iç yolculuğumu yapmak, belki kaçış, kendimi yeniden yorumlamak" diye yanıtlamıştı. Bende "Bilmiyorum, belki 25 saatlik sürede bu sorunun yanıtını bulabilirim " demiştim. Şu an kitaptan okuduğum bölümü paylaşmak istiyorum: "Başkalarının bizim hakkımızda anlattığı hikâyeler ve insanın kendisi hakkında anlattığı hikâyeler: Hangisi gerçeğe daha çok yakındır? Kendi anlattıklarımızın doğruluğu o kadar kesin midir? İnsan kendisi hakkında otorite sayılır mı? Ama kafamı meşgul eden asıl soru bu değil. Asıl soru şu. Bu tür hikâyelerde gerçekle yalan arasında bir fark var mı? Dış görünüşle ilgili hikâyelerde fark var. Ama bir insanın içini anlamaya hazırlanırsak? Herhangi bir zamanda sonlanacak bir yolculuk mu bu? Ruhumuz gerçeklerin bulunduğu bir yer mi? Yoksa gerçek denen şeyler yalnızca hikâyelerimizin aldatıcı gölgeleri mi?"  

Bayburt'tun geleneksel tamamen yünden dokunan ihram kıyafeti ile sürpriz karşılaşmalar...

Erzincan tren istasyonu...

Çok derin sözler ediyor yazar, ancak bu kitabı bitirmem imkânsız bu yolculukta. Trende bitirebileceğimi hayal etmiştim oysaki! Ayrıca bu kitap hızlıca değil, ağır ağır, sindire sindire okunacak kitaplardan! Doğu Ekspresi gibi sabırla, karlara meydan okuyarak... Yani ruhu eşeleye eşeleye, hayata meydan okuyarak okumak lazım bu kitabı...Bir soru daha kitaptan: "İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak, gerisine ne oluyor?" 

Sivas tren istasyonu...

 
Türküler yaşasın derken treni keşfetmeyi de unutmuyorum (Foto: Canan Özal)...

Ara sıra camdan bakarken ıssız yollarda tek tük ışıklı evlere rastlıyorum... İçinde yaşayanların hikâyelerini hayal ediyorum... Saat 04.00 Sivas İstasyonu. Büyük istasyonlarda 20-25 dakika duran trenimiz burada da aynı şekilde duruyor ve su ihtiyacını alıyor. 30 Ağustos 1930 da Ankara-Sivas hattı ve Sivas İstasyonu açılmış. Her istasyonun bir öyküsü var aslında. "Demir ağlarla ördük, anayurdu dört baştan" diyen Atatürk'ün 'demiryolları' Anadolu'yu kalkındırma ülküsünün bir adımıydı. Keşke ördürdüğü raylar çoğalsaydı ve ülkemizin dört bir yanını sarsaydı. Karayollarımızda dışa bağımlı milyonlarca araç cirit atmasaydı. Trafik canavarı her sene binlerce canı almasaydı demek geliyor içimden. Gecenin karanlığında, klasik sarı renkli istasyon binalarının ışıklarının yansımasıyla oluşan gizemli görüntü bir tablo gibi karşımda duruyor sanki! Rembrandt'ın nereden geldiği belli olmayan ışıklarıyla ünlü tablolarından birini çağrıştırıyor bana! Tren kalkıyor ve yine pembe panter çizgi filminin giriş müziğine benzettiğim ritmik sesler aynı tempoda devam ediyor. Trenden sabahın ilk ışıklarını görememe endişesi beni sarıyor ve uykuya dalıyorum, saatimi kurarak.

 
Yolun güzellikleri arasında "Orda bir köy var uzakta"...

Kara kafa tutan Doğu Ekspresi'nin hayali Karsa kavuşmak...

Akşamın, gecenin trene yansıyan ışıklarından sonra şimdide güneşin ilk ışıkları vurdu camdan içeri. Her saatin ışığı içeriyle kucaklaşınca başka bir atmosfere bürünüyor tren! Demirdağ ve sonrasında Divriğindeyiz. Tren kısa bir mola veriyor. İnenler oluyor. Bozkırın yalçın kayaları, dağları, zaman zaman peri bacalarına benzeyen çıplak, bir o kadar heybetli, estetik silueti fotoğraf çekmeyi kışkırtıyor. Elimizde makinelerimiz trenin en arkasındaki büyük camın ardında hazır bekliyoruz. Yakalayabildiğimiz görüntüler için deklanşöre basıyoruz. Bazen büyülü görüntüler gözümüzün önünden kaçıveriyor, bu kadrajları da belleğimizde saklıyoruz. Belki belleğimde sakladığım bu güzellikler bir zaman gelir tuvalde can bulur diye teselli buluyorum. Sarp kayaların arasından sabahın ilk ışıklarıyla uyanmış sürü halinde uçan ve güneşin taze ışığıyla simurg kuşu gibi sihirli bir ışıkla parlayan kuş sürüsü kaçırdığım görüntülerden biriydi. Çocuk afacanlığıyla trenle yarışan bir kangal köpeğin karlar üzerindeki dansını kaçırmadım hele şükür! Tren zaman tünelinden geçercesine edalı ve heybetli onlarca tünelden geçiyor. Tünel görselleri tren yolculuğumuzun asıl belgeleri gibi sanki! 

 

 
Kars'a yaklaşırken yol manzaraları daha da güzelleşiyor sanki...

Doğu Ekspresinde; eski demiryolcu ailelerin tatil için tren seyahatini neden seçtiklerini dinlemek, fotoğrafçılık bölümünde okuyan gençlerle ve guruplarla sohbetler...Ekspresin daimi çalışanları sürekli arşınladıkları bu uzun, ince, karlı ve meşakkatli yolu nasıl içselleştirdiklerine ve keyifle çalıştıklarına tanıklık etmek... Trendeki; kompartımanlı, pulman, örtülü kuşetli, yataklı, yemekli bölümlerini ve yük vagonunu keşfetmek! Yolcuların evlerindeki kadar rahat oturuşları, yatışları, namaz kılmaları, çocukların birbirleriyle oyunları, çocukça keşifleri (memleketimden insan manzaraları)...Lokantanın her damağa uygun tatları ve içeceklerini yudumlamak gibi yapılacak ve görülecek çok şeyler var Doğu Ekspresinde. Saatlerin nasıl geçtiğini fark etmiyoruz bile. Geçtiğimiz güzergâhlarla ilgili anıları ve yaşantıları olanlar paylaşıyor bildiklerini. Tren büyük bir aile gibi sanki. 



 
Uzun ince yollardaki güzellikler ve huzur...

Kar manzaraları başladı nihayet. Karasudan sonra, Aşkale'de devam ediyor. Kandilli'de Kars'tan dönen Doğu Ekspresiyle karşılaşıyoruz ve insiyaki olarak el sallıyoruz. Erzurum istasyonunda duruyoruz. İnen yolcular "çağ kebabı ve kadayıf dolması"nı yemeğe ve Erzurum evini ziyaret etmeye davet ediyorlar. Kara kışa kafa tutan bu soğuk memleketin sıcak insanlarına el sallıyoruz. Bembeyaz bir coğrafyadayız! Kar kristalleri pırıl pırıl parlıyor. Zamanımızın nasıl geçtiğini anlamadan altı istasyon daha geçerek, Sarıkamış ve sonra Kars'a varıyoruz. Saat 19.00. Bu uzun, ilginç yolculuğu bitirmenin şaşkınlığı ve mutluluğuyla Cananla kucaklaşıyoruz ve sırt çantamızı alarak trenin başarılı ve samimi görevlilerine teşekkürler ederek trenden iniyoruz. Arkamıza Kars Gar istasyonu yazısını da alarak bu anı belgeliyoruz. Göz açıp kapayıncaya kadar süren tren yolculuğumuzun bu kadar keyifli süreceğinden emin olsaydım eğer, dönüşümde de yine yataklı vagonda dönerdim! Uçaktan kuşbakışı karlar diyarını görmekte ilginç olacaktır umuduyla teselli ediyorum kendimi.

 
Her istasyon bir kavuşmalar sahnesi değil midir?...

Yol arkadaşım, dostum Canan, fotoğraf sanatçılığını konuşturdu gezi boyunca...

İtiraf etmeliyim ki; İzlanda gezimde karlarla kaplı, şelalelerle bezenmiş volkanik dağlarını görmek, Blue Lagoon'un şifalı sularında yüzmek, birçok şehrini keşfetmek, pafin kuşlarıyla burun buruna gelmek, volkanik coğrafya ve Atlas okyanusunda trolle balina keşfine çıkmak bana çok ilginç gelmişti. Ancak Doğu Ekspresiyle Kars yolculuğumda; eşsiz yurdumun farklı bölgelerini keşfetmek, yumuşak bir coğrafyadan sert coğrafyaya geçişin tüm detaylarına tanık olmak, çıplak-heybetli dağların arasında birdenbire karşılaşıverdiğim simurg masal kuşunun peşindeki
pırıl pırıl kuş sürüleri, uzun süren yolculukta karşılaştığım farklı insan profilleri, Kars ve köyleri, karlarla dans eden tilkiler, buz tutmuş Çıldır gölünde süslü atlı kızaklarla gezmek, gölün lezzetli balığını tatmak, Kars Ani Antik Kenti, benim için İZLANDA gezimden daha fazlasıydı! Ülkemizin diğer ucuna yaptığım bu ilginç ve keyifli yolculuğu, sizlerle paylaşacağım diğer yazılarımda buluşmak üzere...

Veee nihayet KARSTAYIZZZ...
 










 Yazılan Yorumlar...
Engin D
(15 Mart 2014)

Şükran Hanım yazınızı zevkle okudum. Sizin içinde keyifli bir gezi olmuş.

KEZO
(15 Mart 2014)

Kayak planları için yazışırken bu gezin sürpriz oldu ama süper bir gezi olmuş anlaşılan emeğine sağlık ...Uzun süredir bizde istiyoruz ama henüz gerçekleştiremedik. ehh rehberimizi hazırlamışsın artık en kısa zamanda gidelim...sevgiler....gezgin kalalım

Erdin İVGİN
(15 Mart 2014)

Yazınızı keyifle okudum. Karsa bende gitmek ve gezmek istiyordum. En kısa ulaşım için uçakla gitmeyi düşünürken bu yazınızla fikrimi değiştirdim. Karsa ulaşmak kadar tren ile yapılacak yolculuğun kendisi daha da cazip geldi bana. Teşekkürler.

SEVDA
(05 Mart 2014)

Yazdıklarınızı okuduktan sonra Karsa gitmek şart oldu:)))

gulsend
(26 Şubat 2014)

Köklerimin bir kısmı Karstan. Bir gün mutlaka gitmek istiyordum; Yazınız çok güzel.Tebrikler.

AhmetBilir
(23 Şubat 2014)

Şükran Hanım ne güzel anlatmışsınız bu yolculuğunuzu.
Bekleyenleriniz varsa ve bir yerden bir yere ulaşmak uzun sürdüğünde eziyete dönüyor yolculuğunuz. Bu durumda da çevrenizdeki güzellikleri göremez hale geliyorsunuz. Oysaki siz bu yolculuktaki bütün güzellikleri görmüşsünüz. Gezginin amacı bir yerden bir yere gitmek değildir. Amaç yolculuğun kendisidir. Yolculuktaki güzellikleri görmektir. Teşekkürler

Şükran Şahin
(23 Şubat 2014)

Reyhan, senin yurdumuzda görmediğin yer kalmış mıydı? Öncelikle hedefimiz ülkemizin saklı güzelliklerini keşfetmek ve ilginç olabilecek rotalar seçmek. Seninle geziler daha da eğlenceli olacaktır:)

reykuş
(23 Şubat 2014)

Şükran hocam harika bir gezi ve müthiş bir yazı olmuş...çok beğendim ve çok kıskandım. ..sizden ricam bir dahaki planiniza benide dahil edin..eminimki çok eğlenceli bir tur olacaktır. ..öpüyorum. .sağlıcakla kalın:))))

hakangeziyor
(21 Şubat 2014)

Şükran Hocam, yakın bir zamanda arkadaşım Safiyede Kars anılarını bizle paylaşmıştı. Bir kaç kere görme şansım olmuştu Karsı ve her zaman çok beğenmiştim. Doğu Ekspresi ile de bir maceram var aslında ama sizin gibi Karstan değil de Erzincandan başlıyor. Anladığım kadarı ile yataklı vagonlar ve restoran bölümü çok büyük değişim geçirmemiş. O zamanlar 24.00da kapanıyordu halen öyle mi bilmiyorum ama ben ve ailem için oldukça keyifli bir yolculuk olduğu kalmış zihnimde. Keyifli anlatımınız için sonsuz teşekkürler. Kaleminize sağlık...

ozalcan
(21 Şubat 2014)

Sevgili Şükran, böyle güzel bir geziyi, böylesi güzel bir yazı ile sunduğun için teşekkürler. Devamını merakla bekliyoruz:))

...
(20 Şubat 2014)

Şükran Hanım yazınız müthişti..Tebrikler..Şelale

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.