Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Gürcistan ::::: Batum ::::: İlk Yurtdışı Maceram - Batum        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Gürcistan Batum 15 Ocak 2017 26 Kasım 2016
27 Kasım 2016
1687 1 The Artist 

 İlk Yurtdışı Maceram - Batum
 (Gezi)

İlk defa Türkiye dışındaki bir ülkeye yani Gürcistan'a gidiyordum. Aslında hangi ülkeye gittiğim benim için önemli değildi. Tek heyecan veren noktası yurtdışı seyahati olmasıydı. Gürcistan'a gideceğimiz gün kesinleşmişti. Bir fotoğraf makinesi ile sırt çantamı hazırlayıp hemen yola koyulmak için otobüs durağına gittim. Üniversiteden kalkan bu otobüs ilçe ilçe gezip yolcu alıyordu. Sıra bize gelmişti artık, bizi de aldıktan sonra Gürcistan yoluna koyulmaya başladık. Yolculuk esnasında yabancı uyruklu insanlarla tanışıp türküler söylüyorduk. Beş saatin sonunda nihayet sınıra varmıştık. Bende ki heyecan gittikçe artmaya başlamıştı. Çünkü birkaç dakika sonra Gürcistan'a yani Batum'a giriş yapacaktık. Kimlik kontrollerinden sonra sınırı geçtik. Sınırı tam geçince bizi ilk karşılayan taksiciler ve dilenciler olmuştu. İnsanlara yapışan bu iki grup, birer kene gibi yapışıyorlardı. Birine kızdığın anda birlik olup üstüne gelmeye çalışırlardı. Şiddet kullanmadan onlardan kurtulduk.




Batum'u gezmeden önce internet ve dergilerden araştırdıklarımdan hareketle anlatmak gerekirse; Batum, çok eski tarihe sahip bir şehir olarak bilenmektedir. Batum, Yunan kolonisi olarak Batis adıyla kurulduğunu gösteren tarih kitaplarına rastlamak mümkündür. Gürcü krallıkları ve Prensliklerin yönetimleri hakim olmuştur. Sonuç olarak Batum, Gürcistan'a özerk olan Acara'nın başkenti olarak geçmektedir. Karadeniz'e kıyısı olan bu liman şehri farklı dinlerin, kültürlerin birleştiği yer olmuştur. Geçimleri daha çok tarım ve hayvancılık olan bu şehir dünya genelinde şehirlere oranla iyi bir gelişme göstermiştir.

Bir yandan Batum'un özelliklerinden bahsederken diğer yandan şehre giriş yapsak iyi olacaktır. Çünkü gezeceğimiz mekânlar ve yerler oldukça ilgi çekici olacaktır.




Otobüste seyahat ederken gözlerimi penceremden ayırmıyordum. Geçtiğimiz hiçbir yeri kaçırmamak için devamlı fotoğraf makinesini hazırda bekletiyordum. Rehber bir anda: "sol tarafa bakın" diye anons edince hiç zaman kaybetmeden makinemi çıkarıp çekime hazırladım. Hemen yanımda beliren bir heykel vardı. Etrafında küçük bir şelale vardı. Rivayete göre bir aşk tanrısı olarak bilinen bu heykele yeni evlenen çiftler gelip dua ederlermiş. Heykeli hikâyesini rehberden öğrendikten sonra arabaya binip yolumuza devam ettik. Biraz ilerde Gonio Kalesi bizi beklemekteydi. Kaleye varmadan önce kafamda Rumeli Hisarı gibi büyük bir kale canlanıyordu. Kaleye vardığımızda sadece surlardan ibaret olduğunu görünce hayal kırıklığına uğradım. Kale de biraz gezinirken müzeye rastladım. Kaleyi kuran ve içinde yaşamı sürdüren milletlerin, devletlerin kalıntıları yer almaktaydı. Gonio Kalesi ilk başlarda Bizans ve ondan öncekilerinde yaşamını sürdürdüğü bir yerdi aslında. Rehberin anlattığına göre; kale  Gaius Plinius Secundu döneminde yapılmıştır. Bir Roma dönemi kalesi olarak geçmektedir. Rivayetlere göre on iki Havari'den biri olan Aziz Matthias'ın mezarı bu kalede yer almaktadır. Bu yüzden halk bu kaleye çok büyük önem vermektedir. Gonio kalesinin her tarafını gezdikten sonra hatıra fotoğrafı çekindik. Ardından hiç beklemeden otobüse binip şehre doğru yola koyulmaya başladık. İkinci durağımız Botanik bahçe olarak belirlenmişti.


By Andrzej Wójtowicz from Poznań, Poland - Batumi - Botanical Garden Uploaded by Raso mk, CC BY-SA 2.0, Link



Botanik bahçe rehberin anlattıklarına göre çok heyecan verici bir yer olmalıydı ki dilinden düşüremiyordu. Otobüste diğer insanlarla öyle bir kaynaşmıştık ki sanki daha önceden tanıyormuşuz gibi bir his olmuştu. Türkü söyleyen, halay çeken, eğlenen vs. her türlü sıcak ortam oluşmuştu. Bizimle sürekli diyalog haline geçen iki yabancı uyruklu kız vardı. Durduğumuz yerde fotoğraf çekiyor ve muhabbet ediyorduk. Tüm bunlar gelişirken otobüs hızla botanik bahçenin kapısına gelmişti. Bahçenin kapısının önünde indiğimiz anda oksijenin varlığı hissedilebiliyordu. Zaten Batum'un Botanik bahçesi dünyada büyüklük ve zenginlik bakımından ilk sıralara yerleşmiştir. Ağaç, gül ve diğer bitki türlerinin birçok çeşidini burada görmek mümkündür. Her kıtaya özgü bitki çeşidi barındıran bu bahçe turistlerin gözde yerlerinden biri haline gelmiştir. Botanik bahçenin güzelliğini görmek için sonbahar ve ilkbahar mevsimleri en idealidir. Sonbaharda bahçe kırmızı ve sarı tonları alırken ilkbaharda yemyeşil ve güllerin renkleri ön planda olur. Bahçenin kapısından girer girmez insana bir huzur geliyordu. Hani insan bazen şehirden kaçmak ister ya işte tamda kaçıp hava alınacak gibi bir yerdi. Yavaş yavaş bahçede ilerken makinemi açık bırakıyordum. Bazen yanımda duran arkadaşlarımı çekiyor ve ortamdaki güzel anları fotoğraflıyordum. Sonbaharın güzel renkleri sanki hep bir yerde toplanmıştı. Sağ sola bakmaktan boynum ağrımıştı artık, bahçe o kadar güzeldi ki insanı sanki kendi içine çekiyordu. Dönemeçli yollardan aşağı inmeye çalışırken, birden gözüm mandalinalara ilişmişti. Hayatımda gördüğüm en büyük mandalina bahçesiydi. Bahçenin güzel bir tarafı vardı, mandalinayı istediğiniz kadar yiyebilir ve kesebilirdiniz. Fotoğraf makinesinin çantasını doldurup bahçeden çıkıncaya kadar yiyor ve arkadaşlarıma ikram ediyordum. Bahçenin sonlarına gelmeye yakın bir yerde durduk. Az irili ufaklı ağaçların arasından Batum'un şehir merkezi uzaktan görünüyordu. Makinemle o anı fotoğraflayarak albümüme güzel fotoğraflar kazandırmıştım. Uzun pozlama ve manzara çekimlerine durmadan devam ederken arada turdaki arkadaşların hatıra fotoğraflarını çekiyordum. 

Bir iki saat sonunda bahçeden ayrılıp Şehir merkezine, yani bahçeden uzak olarak görünen şehre gidiyorduk. Heyecanım gittikçe artmaya başlıyordu. Batum'un gece hayatını çok merak ediyordum. Bu merakımın üstüne gezi şerbet gibi gelmişti. Şehre vardığımızda gün yavaşça ağarmıştı. Dünyanın en çok ışıklı şehirlerinden biri olan Batum, tüm çıplaklığı ile gözlerimin önündeydi. Kilisesiyle, camisiyle, diğer sanat eserleriyle kendine hayran bırakan bu şehir, gece ışıklandırmalarıyla büyüleyici bir hal alıyordu.



Bu kadar gezinin üzerine karnımız acıkmıştı. Klasik Türkiye insanı olarak Türk lokantalarını aramaya başladık. Sonunda aslen Trabzonlu olan bir adamın lokantasına girip karnımızı doyurduk. Yemekleri zengin olan Batum'un mutfağından değil de Türkiye'nin mutfağına özgü yemekler tercih etmiştik. Çünkü yemeklerinde genellikle domuz yağı kullandıklarından bizim kültüre ters düşmekteydi. Yeme içme bakımından Batum sanki ABD veya Avrupa ülkeleri gibiydi. Marketlerde sudan çok içki satılmaktaydı. Yemeğimizi yedikten sonra dışarı hava almaya çıktım. Kapıda Maserati araba modelini görünce nutkum tutulmuştu. Sahibinden izin alarak fotoğraf çekmeye başladım. Fotoğraf çekmem adamında hoşuna gitmiş olmalı ki diğer arabasının da fotoğrafını çekmememi önermişti. Lokantadan sonra meydana doğru ilerlemiştik. Şehrin tek camisini ziyaret edip dua ettik. Camiden hemen sonra Piazza Meydanı'na doğru yönelmiştik. Bir elimde telefon video çekiyor, diğer elimde fotoğraf makinem hazırda hiçbir yeri kaçırmayayım diye tedbir almıştım. Piazza Meydanına giriş yaptığımızda ilk gözümüze çarpan uzunca bir mimarisi olan binanın saat kulesi olmuştu. Etrafı İngiltere'deki mimarisine benzemekteydi. İnsanı resmen büyülen bu saat kulesi ve çevre binası beni de etkilemişti. Hemen yanında duran bir kiliseye girmek için kapıdaki rahibeyle konuşmaya başladım. İçeri davet etmesi üzerine içeriye girip eski tabloları incelemeye koyuldum. İçerdeki bazı insanlar ibadet yapıyor ve bazıları da rahiple konuşuyorlardı. Hemen Dışarıda duran bir rahip ile aile fertleri arabalarını kutsuyorlardı. Hayretlerle yanlarından geçip izliyordum. Fotoğraf yasak olduğundan hiç çekmeye yeltenmedim bile. Kiliseden ayrılınca genişçe yollardan yürümeye başladık. Her sokakta kilise ve ibadethaneler bulunmaktaydı. Dinler bakımından bir çok ev sahipliğini yapan Batum şuan ki büyük çoğunluğu Hıristiyan Ortodoksları olarak bilinmektedir.


wikimedia.org/wikipedia/de/3/3d/Medea-fleece-dt.jpg


Sokaklarda yürürken rehber hazırlık olun şimdi asıl gelmemiz gereken yere geldik diye bağırınca şaşırmıştım. Rehberin bahsettiği Avrupa meydanıydı aslında iltişamı ve görkemi o kadar güzeldi ki hayran kalmıştım. Tam meydanın ortasında duran Medea heykeli ve fiskiyeler gösterişli bir hava sunuyordu. Medea heykeli Batum'a tam milyon Lari'ye mal olmuştu. Medea heykelinin elinde altın koyun potsuda gece çok güzel parlıyordu. Çevresindeki binaların renkleriyle uyumlu hale getirilmişti. Arkadaşlarının fotoğraflarını çekiyor ve anı olsun diye meydanı uzun pozlama çekimlerini yapıyordum. Avrupa meydanından sonra diğer önemli yerleri teker teker gezip fotoğraflıyordum. 

En son durak olan Alfabe kulesi ve simgesi haline gelen dönme dolabının yanına giderek anın tadını çıkarıyorduk. Alfabe kulesinin tam altına geçerek boydan boydan fotoğraflar çekiyorduk. Alfabe kulesi kaynaklara göre; 5.yy kadar dayanan dünyada 12 alfabeden biri olan Gürcü alfabesine ithafen yapıldığı söylenmektedir. Yaklaşık olar yüksekliği 130 metredir. Alfabetin kulenin az aşağısında bulunan Aşk heykeli, önemli bir eser olarak insanları kendine çekmektedir. Hikâyesi kadar ilginç olan heykel, tasarımını da gidip görülmesi gereken eserler arasındadır. Daha sonra Tiyatro Meydanı, Poseidon heykeli ve ışıklı su gösterileri daha bunlardan bir kaçı olarak sayılır. Eve dönüş vakti yaklaşmıştı artık otobüsle yola koyulmuştuk. Ama gezimizde eksik olan bir yer vardı sanki Batuma gidipte ters evi görmemek olmazdı. Türkiye'ye gelmeden önce ters eve gitmişti. Adından anlaşıldığı üzere ters ev hem dışı hem de içindeki her şey ters olarak dizayn edilmişti. İnsanın beynini zorlayan cinsten bir mimari yapısı vardı. Bu ters evin karşısında ise kominizmden kalma apartmanlar yer alıyor. Rusya'nın kominist politikası Batum'u da etkilemişti. Evler hep tek tip ve hep aynı tasarım mevcuttu. Komistlerin politikası zamanında her aileye birer ev, araba ve iş imkânı sağlanıyordu. Eşitlik politikası uygulanıyordu.

By Keizers - Own work, CC BY-SA 3.0, Link


Son olarak ters evi de fotoğrafladıktan sonra Türkiye'nin yollarına düşmüştük. Sınıra geldiğimizde girişte bekletildiğimiz kadar çıkışta bekleme olmamıştı. Sınırdan geçtikten 5 saat sonra evime varmıştım artık, günün verdiği yorgunluktan hiç şikâyetçi değildim. Çünkü heyecan dolu bir gezi gerçekleştirmiştim. Bir gezimin daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Artık başka gezi yazılarımda buluşmak dileğiyle..! 















 Yazılan Yorumlar...
Erdin İVGİN
(23 Ocak 2017)

Bu güzel yerleri bana hatırlattığınız için teşekkür ederim. Başka gezi yazılarınızı da bekleriz.

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.