VENEDİK - Yüzen Kent

“Venedik, çikolata likörüyle dolu koca bir kutuyu tek seferde bitirmek gibidir” demişti Truman Capote (Turumın Kapot). The New York Times gazetesinde “şüphesiz insan eliyle inşa edilmiş en güzel şehir “ diye yazmıştı onun için Luigi Barzini (Luici Barzini), ayrıca Times Online’da da Avrupa’nın en romantik kenti olarak da anılmıştı çizme ülkenin yüzen şehri.

“Köprüler Şehri”, “Kanallar Şehri”, “Maskeler Şehri” gibi daha birçok isimle de anılan Venedik’e gezim 2008 yılında ailecek çıktığımız gemi turu sayesinde olmuştu.
Yolculuğumuz Türkiye’den, Venedik’in 1993’ten beri kardeş şehri olan olan İstanbul’dan başlamıştı.

Venedik’i görülmesi gereken bir şehir yapan en önemli unsuru şehrin 117’nin üzerinde küçük adacık, adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve kanalları birbirini bağlayan 400 köprü üzerine kurulu olmasıdır.

Suyun üzerinde geçen birkaç günden sonra geldiğimiz noktanın gene sudan ibaret olmasına rağmen dünya üzerinde bulunan nadir şehirlerden biri olan Venedik’i görmek için sabırsızlanıyorduk.



Şehre sonunda vardığımızda tur rehberimizin de deyişiyle “Venedik’in Allah’ın unuttuğu bir yerine” gelmiştik. Vaporetto adı verilen, bir çeşit deniz otobüsü görevi gören araçlar yardımıyla şehrin girişine ulaştık.

Tarihsel benliğini korurken modernleşebilen Venedik’in taş yollarında yürürken şehre özgü 400 köprüden biri olan “Son Nefes Köprüsü”ne tanıklık edeceksiniz.
Köprü 1602 yılında kapalı olarak Dükler Sarayı ve Eski Hapishane’yi bağlayıcı olarak inşa edilmiş olup, mimarisi Antonio Contino’ya aittir. Contino’nun amcası da Venedik’in önemli köprülerinden biri olan Rialto köprüsünü tasarlamıştı.

Adını 19. yüzyılda Lord Byron tarafından, buradan hapishaneye götürülen suçluların son defa Venedik’in güzelliklerine bakıp iç çekmelerinden almıştır. Yerel bir efsaneye göre eğer aşıklar günbatımında Venedik’e özgü gondollardan birinde köprünün altında öpüşürlerse sonsuz aşkla kutsanacaklar ve hayatlarının geri kalanı boyunca birbirlerine aşık olacaklardı.



Son Nefes Köprüsü’nün ihtişamına kapılıp giderken aslında Venedik’in yollarının sizi San Marco Meydanı’na çıkardığını anlayacaksınız.

San Marco Meydanı, şehrin turistler ve güvercinler tarafından en çok ziyaret edilen mekanıdır. Meydanın ilk göze çarpan özelliği görkemli “Altın Kilisesi”dir ya da başka bir adıyla San Marco Kilisesi. Bizans mimarisinin klasik örneklerinden biri olan Altın Kilise’nin mimarı Domenico I Contarini’dir.

Kiliseden gözlerinizi alabildiyseniz kafanızı azıcık kaldırıp bakarsanız tam tepenizdeki Piazza San Marco saat kulesinde göreceksiniz. Piazza’nın kuzeyinde ise Torre dell’Orologio saat kulesi yer almaktadır. Tepesinde Arap ve Romen rakamları ile saatleri belirlenmiş, astrolojik bir saate sahip olan ve bu saate ellerindeki çekiçleri vuran iki bronz Mağribi figürü yer alır.



Böylesine güzel başyapıtları da gördükten sonraki durağımız bir önceki gün ayarlamalarını yaptığımız gondol gezinin başlangıç noktası olmalı. Çizgili gömlekli gondolcular gondollarının başına geçmiş bizleri bekliyorlar.

Venedik’in klasik figürlerinden olan gondolların hepsi birbirine benziyor. Uzun ve süslü olan bu taşıtlar sayesinde şehrin 170 kanalında romantik bir gezi yapmak mümkün. Biz de bu 170 kanaldan birinde gezerken bir binanın üzerine boyutları nerdeyse bina kadar büyük olan bir kız resminin asıldığını gördük. Babam gondolcuya resmin asılma sebebini sorduğunda adam resimdeki kızın kaybolduğunu ve resmin bu yüzden asılı olduğunu söyledi.

Gondol gezisinden sonra kalan 3 saatimizi geçirmek için şehrin sokaklarında yürürken Venedik’te sudan çok maske dükkânı olduğunu fark ettik. Her Frank Sinatra şarkısında geçen New York gibi her Venedik sokağında da maske dükkânı var.



Maskelerin, şehirde bu kadar yaygın olmasının nedeni her yıl bir Hıristiyanlık günü olan Kül Çarşambasından iki hafta önce başlayan ve Mardi Gras olarak da bilinen Şişman Salı günü biten “Venedik Karnavalı”dır.

Bu karnavalda insanlar maskelerle yüzlerini ve kimliklerini örterek sınıf farkları olmaksızın eğlenmeyi amaçlamaktadırlar. Fakiri, zengini, yaşlısı, genci, siyahı, beyazı, Türk’ü, İtalyan’ı, hiçbir fark gözetmeksizin bir araya gelmekte ve maskenin insana tanıdığı özgürlüğü keşfetmektedir.

1970’lerde, İtalyan Hükümeti tarihi Venedik kültürünü geri getirmiş ve Venedik Karnavalı şehirde tekrar kutlanmaya başlamıştı. Günümüzde, 30 bini aşkın ziyaretçi karnaval için her yıl Venedik’e geliyor.

Rengarenk, cıvıl cıvıl maskelerin arasında yürümeye devam ederken, dikkatimizi içlerinden öne çıkan bir maske dükkanı çekti. Dükkanın sahibi olan mascherari yani maske yapımcısıyla konuşmaya başladık ve o anda babam 1999 yılında çekilmiş olan, yönetmenliğini büyük yönetmen Stanley Kubrick’in üstlendiği, Nicole Kidman ve Tom Cruise’un unutulmaz filmi “Eyes Wide Shut”ta kullanılan maskenin aynısı gördü. Bu da, o maskenin oturma odamızın duvarına geliş öyküsüdür. Maskeye her baktığımda, Venedik’te yaşadığım duyguları dünyanın hiçbir yerinde yaşayamayacağımı hissederim. Çünkü benim bildiğim hiçbir yerde su ve binalar birbirlerine sarılmış değildir.



Maske alışverişinden sonra, sokaklarda dolaşmaya devam ederken pizza kokuları burun deliklerinizi yakar. Mutfağı genellikle deniz mahsulleriyle bezeli Venedik’te köşedeki pizzacıdan bir kapalı pizza yemeye benzeyeni de yoktur, dünyevi zevklerin arasında.
Bilmiyorum biliyor musunuz, batan kütüphanenin öyküsünü? Kütüphaneyi tasarlayan mimar kitapların ağırlığını hesaba katmadığı için, kütüphane şimdi her gün yerin dibine biraz daha batmakta.

Venedik için de çok benzer bir durum söz konusu oluyor. Yağan yağmur ve karlar nedeniyle şehrin sularının her yıl iki santimetre yükseldiği söyleniyor, ne kadar doğrudur bilinmez ama ben Kanallar Kenti tamamen sular altına gömülmeden, bir gidip görmenizi öneririm. Çünkü, dünyanın hiçbir köşesinde bulunmayan eşsiz yapısı, kendine özgü gondolları, Santa Lucia şarkısını mırıldanan gondolcuları ve romantizmi ile Venedik gerçekten bir harika.







BİRCE CENNETOĞLU - Venedik şehrini gezdikten sonra gördüklerimi ve hissettiklerimi insanlarla paylaşmayı çok istedim ve bunun en iyi yolunun yazmak olduğunu düşündüm.

Not: Bu yazı, Evliya Çelebi’nin doğumunun 400. yılı anısına hazırlanan ve tüm geliri UNICEF Türkiye Komitesi’ne bağışlanan “Torun Çelebiler Seyahatnamesi, 2011” adlı kitaptan editörlerin özel izni alınarak yayımlanmıştır.



 Yazılan Yorumlar...
r00t
(04 Ekim 2013)
Venediki, Murano ve Burano adalarını gezecekseniz mutlaka şu sayfaya bir göz atın.
Çok güzel detaylar var.

htp://www.DunyayiGeziyorum.com
NEŞE
(05 Ekim 2011)
Ailem nereye giderse bizi de taşıdı,gösterdi,gezmeye alıştırdı,o zamandan "Gezinti" olacağım belliydi..Dostlar sizler de evlatlarınızı gittiğiniz heryere götürün,gezme kültürü aşılayın,bizim gibi "gezinti" olsunlar..
Erdin İVGİN
(05 Ekim 2011)
Sevgili Birce ne kadar şanlısın. Dünyanın en güzel şehirlerinden birini bu yaşında görmüşsün ve çok da güzel yazmışsın. Neşe Hanım siz de çok şanlısınız. Ben ilk yurt dışı gezime otuzlu yaşlarımda çıkabilmiştim.
hakangeziyor
(05 Ekim 2011)
Sevgili Birce, Venedik en azından bir defa görülmesi gereken bir şehir diye düşünüyorum. Hatta eşimin tabiriyle "Oyuncak Şehir"...
Kalemine sağlık...
NEŞE
(04 Ekim 2011)
Sevgili Birce,Venediği ilk gördüğümde senin yaşlarındaydım ve heyecandan ölüyordum,fotolardan tanıdığım bu şehire gelince..Önceden ne kadar bilsen de böyle her tarafın cadde yerine kanal oluşuna çok şaşırmıştım...O günleri yaşattın bana ,teşekkürler..