Slovenya'dan Esintiler: Büyüleyici Bled Gölü ve Ljubljana...

Bugün 05 haziran…Venedik gezimizin son günü ve Slovenya’ya gidiyoruz. Ljubljana ve Bled gölü… Sevgili arkadaşım Özlem’in bir sürü yer görmesine rağmen bize hayranlıkla anlattığı ve mutlaka görün dediği Bled gölü. Uzunca zamandır çok merak ettiğim Bled gölü Venedik’e gitmeden önce “son gün boş günümüz acaba gidebilir miyiz?” diye hayalini kurduğum bir yerdi.

Venedik’te konakladığımız otel Lido di Jesola’da Majestic otel. Sabah saat 9.00’da hareket ediyoruz. Deniz-Levent, Gülseba-Rıfat, Nuray ve benle birlikte 7 kişi. Birde turda bulanan 5 kişi daha toplam 11 kişiyiz. Otelden Bled gölüne yaklaşık olarak 2,5 saatlik yolumuz var. Ljubljana daha yakın olmasına rağmen rehberimiz uzak olandan yani Bled gölünden tura başlayacağını söylüyor. Udine’den geçip Tarvisio ve Bled gölü. Yol boyu manzara muhteşem. Ormanlar ve Julyen Alpleri arasında bir seyahat. Bir anda tüm doğa, mimari yapılar, manzara her şey değişiverdi. Bu kadar mı güzel olur. Telefondan çaldığım Emre Aydın ve Göksel şarkıları eşliğinde keyifli bir yolculuk. Ama bu kadar Türkçe şarkıdan sonra sanırım şoför için tam bir eziyet…



Başkent Ljubljana’ya 45 km mesafede olan bu göl gerçekten bir doğa harikası. Otobüsü park ettiğimiz yerden yokuş aşağı yürürken karşılaştığım manzara büyüleyici. Rehberimiz İnanç “Arkadaşın nerde (Nuray’ı kastederek) bak kesin aynı Abant derdi” diyor. Gülüşüyoruz çünkü Nuray ilk günden itibaren tüm milliyetçi duygularla üstün bir performans göstermişti. En komik olanı da rehberimizin Nuray’ın tüm söylediklerini gerçek sanmasıydı. Şaşkın şaşkın bakıyordu. Venedik ve civarında gittiğimiz her yeri istisnasız “Güzel memleketim ne var aynı Şile, aynı Sapanca, aynı …….” diyerek bize gülme krizleri geçirtiyordu. Hal böyle olunca Bled gölünede de Abant kaldı tabi. Ama o bile “yok valla burası hiçbir yere benzemiyor” diyerek Bled gölüne hakkını teslim etti. Bled’i görür görmez hepimiz ortak duygusu bizim Gezialemi'nin kurucularından Hakan’ın buraya bir tur düzenlemesi gerektiği yönündeydi. Canım Levent Abim her zamanki cömertliği ile, 100 € verdiğimiz bu tur için valla burayı görünce rehbere 100 € daha vereyim dedi.



Burada kalacak güzel oteller, pansiyonlar, 2-3 tane de hostel varmış. Ama genelde gezginler günübirlik olarak Ljubljana'ya geliyorlarmış. 30-40 € civarında, hepsi de tertemiz otel ya da pansiyonlarda konaklamanız mümkün. Gölün hemen kıyısında bir casino var, o kollu makinelere başta Deniz olmak üzere hepimizin içi gidiyor ancak vakit kısıtlı. Gölün ortasında bir de ada var. Bu adada St. Mary Assumption Kilisesi var, sandalla geçiş 8 €. Vaktimiz kısıtlı diye biz göl etrafında yürüyüş yapmayı tercih ettik. Göle 3-4 km mesafede çok güzel bir milli park var. İnsanlar teleferikle gölü bir de tepeden seyrediyor. Gölün diğer bir tarafında tepede Bled Kalesi. Kaleye uzaktan bakıyoruz. Tüm bu manzarayı gördükten sonra ben burayı nasıl yazacağım diye endişeye kapıldım. Çünkü gerçekten bugüne kadar gördüğüm en güzel yerlerden birisi. Burayı balayına çıkacaklara, depresyon geçirenlere özellikle öneririm. Romantik ve tedavi edici.



Gölün etrafında biraz yürüdükten sonra Vila Presen adındaki cafeye oturmaya karar verdik ve göl manzarasına karşı şaraplarımızı söyledik. Deniz, Gülseba acıktıkları için sandviç yediler. Sonra yeniden göl etrafında gezmeye başladık. Gölün sağ tarafında hediyelik eşyalar, magnetler, dantel örtüler satan küçük açık bir pazar yeri var. Ancak alacak orijinal bir şey bulamadık. Evet buradaki saatimiz doldu ve biz Ljubljana'ya doğru hareket ediyoruz. Bu kısa gezide Bled’den tadı damağımızda ayrıldık. Herkesin burayı mutlaka görmesini tavsiye ederim ve umarım tekrar daha uzun gelebilirim…



Yarım saatlik bir yolculuktan sonra Ljubljana’dayız. Hava bulutlu. Yağmur yağdı yağacak. Yollar bomboş. Sanki ıssız bir yere gidiyoruz. Otobüsümüzü park edebileceğimiz bir park yeri ararken benim için kritik dakikalar başladı. Hayatımın en zor anlarını yaşıyorum ve sanırım morardım. Otobüsün durmasıyla kendimi sokaklara attım aman allahım her yer kapalı ve burası Ljubljana merkeze biraz uzak. Hemen bir tuvalet bulmak zorundayım. Çaresizlik içinde kıvranırken artık otoparkları bile gözüme kestirdim. Neyse ki açık bir cafe karşımda duruyor. Kendimi içeri atar atmaz daha hiçbir şey söylemeden genç çocuk gülerek eliyle tuvaleti gösteriyor. Bir seyahat anısına böyle başlanır mı ama ne yapayım benim Ljubljana anılarım böyle başladı.

Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nin parçalanmasıyla 1991 yılında bağımsızlığını ilân eden ilk devlet Slovenya. Biz hala girsek mi girmesek mi diye havanda su dövelim adamlar 1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliği'ne katılmış. Parçalanan Yugoslavya'dan Avrupa Birliği'ne girebilmiş olan ilk ve tek ülke olma özelliğini de elinde tutuyor. Tabii Avrupa birliği ile birlikte Almanya, Hırvatistan, İtalya Avusturya ve Fransa ülkenin dış ticaret kaynağı oluvermiş.



Yunan kahramanlarından Jason Kral Aites’i yendikten sonra sevdiği kadın ile birlikte güneye gidecekken yanlışlıkla Ljublijana’ya gelmiş. Efsaneye göre, Ljubljana nehir kaynağında kendisini bekleyen korkunç ejderhayla çarpışan ve onu yenen Jason, buraya yerleşen ilk insan. Bunları nerden mi biliyorum? Rehberimiz İnanç’dan tabi ki… “Bak bu kadar şey anlattım artık beni de yazarsın” dediği için yazayım bari… Sorularımla biraz bunalttım ve en sonunda O’na üff dedirttim. Ama ben tabii bu üffü anlamazlıktan geldim. Ne yapıyım sonra da Hakan “Nerde yazı?” diyecek… Ama söz verdim bu yazıda teşekkür yazacağımı eğer sitemizin adını unutmaz da bakarsa ben sözümü tuttum.

Neyse kısa bir yürüyüşün ardından Ljubljana merkezindeyiz. Burada gözünüze çarpan ilk şey soğuk ve bakımsız binalar ve galiba fakirlik. Arabalar bile değişti. Fakat Pazar günü olduğundan mı bilinmez sokaklar bomboş ve ıssız. Sanki burada kimse yaşamıyor. Güllü’cüğüm Slovenlerin çok evcimen olduğuna karar veriyor.



Ljubljana ortasından akan ve kendi adını taşıyan nehirle ortadan ikiye ayrılmış. Nehrin her iki yakasında da cafeler ve lokantalar var. Yağmurdan mı yoksa hep böyle mi bilemiyorum ama su bulanık ve kirli görünüyor.

Şehrin en belirgin ve ilginç yapılarından olan köprüler, ünlü mimar Joze Plecnik tarafından tasarlanmış. Aslında bir köprü gibi durmasına karşın üç köprü birbirine bağlanmış durumda. Turizm bürosu da burada. Ljubljana'nın ana köprülerinden Ejderha Köprüsü'nün etrafında zamanla şehrin sembolü haline gelen dört ejderha heykeli bulunuyor. Köprü Ljubljana açık hava pazarının sonunda yer alıyor.

Yağmur giderek şiddetini arttırdığından bir cafeye oturduk. Arkadaşlar Bled de yemek yediğinden onlar kahvelerini söyledi. Rehberimiz ve ben az önce acıkan Seher Hanım’ın yemek yediği daha doğrusu “burada ne yenir?” diye sorunca ekmek içi çorbaları meşhurdur cevabı üzerine Seher Hanımı bıraktığımız lokantaya gittik. Kase gibi kullandıkları ekmek içinde enfes bir mantar çorbası geldi. Venedik te dahil bir servis bu kadar mı geç gelir, yeni mi pişiyor anlamadım. Biz de olsa bir daha kimse gitmez. Neyse çorbanın lezzeti beklemeye değdi.



Ljubljana 4-5 saatte gezilebilecek kadar ufak. Görülmesi gereken her yere motorla ya da bisikletle kolayca ulaşarak trafikte kaybedeceğiniz zamanı kazanabilirsiniz. Turistler için hazırlanan Ljubljana Card'ı alarak müze ve galerilere ücret ödemeden girebilir, şehir içi otobüsleri kullanabilirsiniz. Bu kartlar bir, iki ve üç günlük olarak düşünülmüş tıpkı Roma Pass gibi. Tek günlük fiyatı 23 €. İki günlük 30, üç günlük ise 35 €. Ljubljana Card'ı seyahatinizden önce online olarak da edinebilirsiniz. Hatta online almanız halinde %10 indirimli alıyorsunuz.

Yemek faslından sonra yeniden ekiple buluşup sokaklarda biraz daha gezdik. Buraya hafta içi gelmek gerekiyor düşünceleri eşliğinde dönüş yoluna geçtik… Önce Venedik sonra Türkiye…


 Yazılan Yorumlar...
reyhan
(23 Eylül 2013)
Mail adresinizi info@gezialemi.com adresine gönderebilirsiniz.
dentist
(23 Eylül 2013)
zaten ilk gün ljubljana soınrakı 2 gun bled de olucaz.maıl adresımı nereye gondermem gerekıyor?
reyhan
(23 Eylül 2013)
Bahsettiğiniz yer Bled gölünün hemen yanında gayet güzel bir yer, ve rehberimiz bize Bledde konaklayacağımız her yerin temizliği ve fiyatları açısından hemen hemen aynı standartta olduğunu söylemişti. Bence çok isabetli bir seçim. Ljubljanaya gitmeyi de ihmal etmeyin. Gezi Alemi ailesi olarak iyi tatiller dileriz.
dentist
(23 Eylül 2013)
sayın reyhan hanım,vişla preseren için fikriniz nedir biz 2 gece orda konaklıcaz?
Setenay Süzer
(24 Temmuz 2012)
Merhaba Reyhan Hanım,
Kurban Bayramı tatilinde eşimle birlikte bireysel olarak Zagreb-Dubrovnik-Saraybosna üçgeni olarak planladığımız gezi için, hazırlık olarak okuduğum bloglarda, Zagrebe yakın Slovenyanın Bohinj ve Bled gölleri çok methedildiğinden 2 gece burada konaklama kararı ile otel rezervasyonu yapmıştım.Sizin bu güzel anlatımınızla kararımın isabetli olduğunu görüyorum,paylaşımınız için teşekkür ederim.Sayenizde güzel sitenizide öğrenmiş oldum vakit buldukça okumaya çalışacağım.Selamlarımla
hakangeziyor
(18 Haziran 2012)
Reyhancım, pek çok kereler güzelliğini senden dinlediğimiz Bled gölünü keyifli anlatımınla okumak ayrıca çok hoş. Fena mı oldu ısrar etmem bak ne güzel bir anı oldu. Felsefemiz neydi: "Söz Uçar Yazı Kalır"...Kalemine sağlık...