Kars: 3 K (Kar/Kaz/Kaşar)’dan Fazlası!


Doğu Ekspresiyle, salına salına geldiğimiz, K’ların kenti, güneşin ilk doğduğu ve karın ilk yağdığı topraklar olan Kars’tayız. Kars garı bizi karşılıyor. Önümüze çıkan ilk taksiye biniyoruz. Taksi şoförü Muzaffer bey Öğretmen Evine kadar Kars’la ilgili bilgiler veriyor bize. 4 gün kalacağımız Karsta; Kars, Çıldır ve Ani Antik Kenti gezilerimiz için kaptanın telefon numarasını alıyoruz. Öğretmen evine yerleşiyoruz. Öğretmen evi ucuz ve temiz. Şehrin merkezinde olması bizim için avantaj. Yarıyıl tatili nedeniyle epeyce kalabalık. 



Ertesi gün Kars haritası ve broşürleri Öğretmen evinin hemen yanındaki Turizm İl Müdürlüğünden alıyoruz. Broşürde ayrıntılı bilgiler, gezilecek yerlerin planı mevcut. Kars’ı tanıtmaya; Gazi Gezi rehberi KARS broşüründen kısa alıntılarla başlayayım. “Kars  adı M.Ö.130-127 tarihleri arasında Kafkas dağlarının kuzeyinden Dağıstan’dan gelerek bu havalide yerleşen Bulgar Türklerinin “Velentur”  boyunun “Karsak” oymağından gelmektedir. Kaşgarlı Mahmut Kars kelimesi için: “deve veya koyun yününden yapılan elbise ve karsak derisinden güzel kürk yapılan bir hayvan, bozkır tilkisi” denmektedir. Türkiye’de bundan daha eski “Türkçe” isim taşıyan bir şehrimiz daha yoktur. Kars yöresinde avcı-toplayıcı Paleolitik dönem insanlarından günümüze kalan buluntular yeryüzündeki en eski kültürlerden birisinin bu yörede olduğunu gösterir. Yazılı tarih dönemleri Kars bölgesinde Urartularla başlamaktadır. Kanuni Sultan Süleyman 1534’te yaptığı sefer sonucunda Kars’ı Osmanlı egemenliği altına aldı. 1807’de Kars’ı işgal eden Ruslar 1829’da imzalanan Edirne anlaşması ile geri çekildi ve 1855 Kars zaferiyle şehre GAZİ unvanı verildi. Art arda Rus, Ermeni, İngiliz işgallerine uğrayan en son Moskova anlaşmasından 7 ay sonra 13 Ekim 1921’de Kafkasya’daki Sovyet hükümetleri ile Türkiye arasında Karsta yeni bir anlaşma imzalanıp, Kars’ın ve Artvin’in bugünkü sınırlarının taraflarca bir kez daha onaylandığını ifade ediyor.”

 

  

Kars Taşköprü…

 

  

Kale içi mahallesindeki Kümbet Camii; Aynı karede Namık Kemal evi (Aşıklar Evi) ve Kars tabyalarından biri…


Kars Doğu Anadolu Bölgesinin en soğuk bölgesinde yer alıyor. Kaldığımız sürede eksi 30’ları bile gördük. Ancak kuru bir soğuk. Uygun kıyafetlerle rahatsız edici gelmedi bana. İrili ufaklı gölleri var. Bundan sonraki gezi yazımda anlatacağım Çıldır gölü, Karzak, Aygır, Çenklice, Turna gölleri…Şifalı suları bol olmasına karşın, bundan yeterli yararlanmamaktalar. Umarım en kısa zamanda tesisler yapılır ve turizme açılır. Nüfusun % 70’i tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Türkiye'nin Kafkasya’ya açılan kapısı konumundaki bu şehir, Kafkas Üniversitesinin açılmasıyla hızla gelişmeye başlamış ve bir öğrenci kenti durumuna gelmiş. Ayrıca şehir merkezine altı kilometre uzaklıkta güzel bir  hava limanı var. Bunun dışında kara ve demir yolu ağlarıyla ülkenin diğer yerleşim birimlerine ulaşımda da bir sorun yok. Kars Çayı, kentin güneybatısından geçiyor. Kent aynı adlı ovanın üzerinde kurulmuş. Kars çok farklı etnik guruplara ev sahipliği yapmış. Şimdilerde Azeriler, Kürtler, Terekemeler (Kafkas kökenli), Türkmenler ve yerli halktan oluşuyor. 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşlarının ardından, Ruslar tarafından Karsa yerleştirilen malakanlar uzun yıllar burada kaldıktan sonra, 1962'de son malakan ailesinin de göç etmesiyle artık yoklar. Ancak izleri var. Peynircilik, değirmencilik, bahçe ziraatı, arıcılık, hayvancılık ve tarımda, yöreye büyük katkılarda bulunmuşlar. Patates, ayçiçeği ve lahanayı ilk olarak üretmişler. Çay semaverini getirmişler. Eskiden malakanların köylerinin yaylası olarak kullandıkları Zavot, şimdi adı Büyük Boğatepe olan köyde Türkiyenin tek peynir ekomüzesi var. Benim gibi bir peynir sever, bu köyü göremedi ne yazık ki!  Kars ve çevresi sadece kışın değil, bahar aylarında da ziyaret edilebilecek bir yer. Başka bahara diyelim artık!

 


Aşağıdan Kale…

 

  

Solda Evliya Camii-Hasan-ı Harakani Türbesi; Sağda Kaleiçi Mahallesinden bir kare…

 

  

Kale içi mahallesinde onarılmayı bekleyen bir güzel!; Kalenin arka taraflarında, onarılmayı bekleyen onlarca tarihi dokudan biri…

 

Komşuları olan Wiktor üzerinden, malakanların ustalıkları, çalışkanlıkları, eşitlikçi, savaş karşıtı, barışçıl bir toplum olduklarını anlattı bize peynir aldığımız dükkan sahibi. Babasının, dedesinin, gravyer peynirini malakanlardan öğrendiğini anlattı. Tarık Akan’ın oynadığı “Deli Deli Olma” filminde görmüştüm malakanları. Tolstoy malakanlara düzenli olarak yardım etmiş, ‘Diriliş’ adlı romanının gelirini Malakanlara bağışlamış. İlginç bir etnik gurup! Ben sevdim bu malakanları. Keşke Kars’ta kalsalardı. 


Uygarlıklar ve kültürler beşiği Anadolu yüzyıllarca ev sahipliği yapmış farklı milletlere. Kültürler başkenti olmuş neredeyse! Topraklarımız kucağını açmış ve daha renkli yeşermiş doğa. Biz insanlar bunun kıymetini bilememişiz… 


Bazılarınca ucube olarak nitelendirilen, “İnsanlık Anıtı” Heykelini, dünya barışına ve hümanizmine katkı sağlamak için heykeltıraş Mehmet Aksoy Ermenistan’dan da görülecek biçimde tasarlamıştı. Heykel 2000 m²lik bir alanda 35 metre genişlik ve 30 metre yüksekliğe sahipti. Fakat heykel yapılmasına rağmen, onu müstehcen bulan ve Ermenistan'a jest olarak gören tek yönlü düşünme becerisine sahip kesimlerin şikayetleri üzerine, Kars Belediyesi ve Erzurum ve Diyarbakır Rolöve ve Anıtlar Kurulları'ndan yıkım kararı çıkmıştı!!! Keşke bu karar çıkmasaydı, bu hoşgörü anıtını görebilseydim diye geçirdim içimden. Gelecek kuşaklar görebilsin dileğimi taşıyorum içimde. Partisinin bu heykele ucube deyip yıktırması üzerine Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu partisinden istifa etmiş. Karsta sevilen bir başkan. Halk onu hala arıyor. Kars’ı dünyaya açmış. Karslılar yaptıklarını anlata anlata bitiremiyorlar. Şimdi CHP’den belediye başkan adayı.

 
  

Kars’ta nostaljik çay keyfi ile Kaz Evi’nden bir kare…

 


Kars sokakları bir başka güzel…

 

  

Kars ayçekirdeği ve gravyer…

 

Kars gezimize Kale İçi Mahallesinden başlıyoruz. Dik yamaçlı bir tepe üzerindeki Kale şehrin simgesi durumunda. Mağrur görünüyor. Kaynaklara göre, Merkez kale dışında surlar 27.000 metre uzunluğunda 220 burçtan oluşmuş. Kalenin uzunluğu doğu-batı istikametinde 250 metre, Kuzey, Güney istikametinde yaklaşık 90 metreymiş. Osmanlı Rus savaşından sonra tahribata uğramış ve orijinal özelliğini yitirmiş. Şehrin merkezine 2 km uzaklıkta. Kale İçi Mahallesinde tarihi yapılar konuşlanmış. Kars kalesi eteklerinde, tarihi evler, dış kale surları,  camiler, hamamlar, tabyalar,  saraylar, köprüler şehrin kalbi gibi! 46 adet olan, ancak 10 tanesi gezilebilen Kars tabyaları için ayrı bir gezi turu programı var ilgilenenler için. Tipik bir Ermeni mimarisi örneği olan Ermeni Kilisesi (Havariler Kilisesi), şimdilerde Kümbet Cami, Lala Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Hasan-ı Harakan adında Anadolu evliyasına yaptırdığı; Evliya Camii-Hasan-ı Harakani Türbesi, üç tonoz kemerli Taş Köprü, Mazlumoğlu ve Topçuoğlu hamamları görülmeden geçilmez. Yine aynı mahallede bulunan Tanzimat Devri aydını, yurt sever şair, yazar Namık Kemal’in çocukluğunun geçtiği ev şimdilerde halk aşıklarına tahsisi edilen Kültür Evi olmuş. Kalenin eteğinde Beyler beyi sarayını da Lala Mustafa Paşa yaptırmış. Kalenin dört bir yanını dolaşıp ve fotoğraflarla belgeliyoruz. Kalenin arka kısımlarına uzaklaşınca yanımızda bir polis arabası duruyor ve bizi daha ileriye gitmememiz konusunda uyarıyor. Bu kısımdan sonrası restore edilmeyi bekleyen tarihi yapıların içinde madde bağımlılarının mesken tuttuğunu söylüyor. İki genç polis fotoğraf çekmemiz için bu kısımları bize gösterebileceklerini belirtiyorlar. Polis arabasıyla, bölgeyi geziyoruz. Üniversitenin mesire yerinden geçiyoruz. Çok sayıda eski binalar var. İlgisizlikten yıkılmaya yüz tutmuş. Bu yapılar onarılsa, turizme kazandırılsa Kars şehrine gelen turist sayısı iki kat artar. Gerçekten bu evlerden birkaçında polislerin dediği gibi buraları mesken tutan madde bağımlılarını ve alkol içenleri görüyoruz. Kalenin hemen yanı başındaki bu yerler turistler için ne kadar güvenli! Güzel yurdumuzun kıymetini bilemeyen etkili ve yetkili insanlar bu duruma neden sessiz kalırlar acaba?

 

  

Gece vakti Emniyet Müdürlüğü binası ve ıssız Kars sokakları…

 

  

Solda Kars Defterdarlığı Ana Hizmet Binası; Sağda ise bugünkü haliyle Cheltikov Hotel…

 


Azerilerin Camii…

 

40 yıl Karsta mesken tutan Ruslar Baltık mimarisini buraya yansıtmışlar. Ruslardan kalan binaların çoğu devlet dairesi olmuş. Estetik ve alımlı görünüyorlar. Şehir bu binalarla özgün bir siluete bürünmüş. Akşam karanlığında ışıklandırılmanın çok yakıştığı bu binaların eşliğinde dolaşıyoruz. Bir ara yüzlerce karga Alfred Hitchcock’un “Kuşlar” filmindeki gibi üzerimizde gürültülü sesler çıkararak dönüp duruyorlar. Sonradan öğreniyoruz ki bu kısım şehrin daha alçak kısmında kalıyormuş, kargalar için daha ılıman oluyormuş. Akşamları şehrin tüm kargaları burayı mesken tutuyorlarmış. Sürprizlerden biriside aynı yerdeki (Yusufpaşa mahallesi)  Cheltikov oteliydi.  Işıklandırmalar içinde harika görünüyor. Otelin içine giriyoruz. İçi de sade, rahat ve bina konseptine uygun tasarlanmış. Eğer Karsa gelmeden önce burayı bilseydik, kesinlikle bu hotelde kalmak isterdim. Karslı birkaç iş adamı turizme kazandırmışlar burayı. Ruslar zamanında Cheltikov ailesinin eviymiş. Sonra hastane, doğum evi, memleket hastanesi, zirai donatım binası ve hekim evi binası olarak kullanılmış. Birçok uygarlıkların yaşadığı Kars’ın kültürel dokusu da buna paralel. Örneğin; Karsta her yıl düzenlenen Aşıklar Bayramı! Geçmişi Dede Korkut hikayelerine ve Manas destanına dayanan sözlü gelenekler aşıkların anlatımları ile yayıldı. Kars’taki aşıklar heykeli de bunun bir kanıtı! Halk oyunları davul, zurna, balaban, tar, tulum, mey, tütek, garmon, akordeon ve klarnet gibi zengin enstrümanlarla oynanıyor.

 
  

Taşevin duvarındaki fotoğrafta sağda görünen Fethiye Camii ve (Uğurun izniyle albümünden) 1960'larda ailesi…

 


Uğurun babası ve dedesi (1960'lar)…

 

Karsın atmosferine dinginlik katan karlar eşliğinde şehri geziyoruz. Azeri Camii farklı mimarisiyle ilgimizi çekiyor. Fethiye camii (eski kilise) camiye dönüştürülmüş. Muhteşem bir mimariye sahip.  Karsta bir çok yerde Fethiye caminin ilk orijinal halini eski fotoğraflardan gördük. Camiye dönüşürken Kremlin binaları gibi olan o güzelim soğan kubbeleri camiye dönüştürürken yıkmışlar maalesef! Kars Belediyesi tarafından bu tarihi Fethiye Cami'nin önündeki küçük meydana şadırvanlı saat yerleştirilmiş. Her sene farklı festivaller oluyor Kars ve çevresinde.  


Karsın caddelerinde, sokaklarında geziyoruz. Bazı binalardaki çatılardan sarkan buzlar beni çocukluğuma getiriyor. Biz çocukken Bartın’a ne çok kar yağardı. Boyumuzu geçerdi. Çatılardan buzlar sarkardı. İnternetten ve yerel araştırmalarımız sonucu alışveriş yapılacak yerleri buluyoruz. İsimlerini verirsen diğer esnaflara haksızlık yapmış olurum. Eski kaşar, gravyer, kaşara göre daha yağlı olan kaşar göbeği, kara kovan, kekik, çiçek balı, kurutulmuş kaz, eritilmiş tereyağ, Iğdır kayısısı, sımışka (siyah renkli ve iri ay çekirdeği) Kağızman cevizi, işlenmiş buğday yarma, kurutulmuş taze otlar ve kışlık salça, reçel, erişte. Bunlar bizim alabildiklerimiz. Koli yapıp yaşadığınız adresinize gönderiyorlar. Kaşar, gravyer ve bal siparişlerini daha sonra vermek için birkaç adres alıyoruz. Yöresel el sanatları ile ilgili dükkânlar sorup soruşturuyoruz, fakat bulamıyoruz. Gösterdikleri yerlerdeki satılanlar da komşularımızdan ithal edilenler. Kilim ve halıları meşhur. Karsın meşhur K’ları çok. Kar, kaşar, kaz, kale, kayak merkezi, kaz çoban köpeği (tescillenmiş), Kuyucuk gölü (212 çeşit kuşu barındıran). Kars müzesi günümüzde arkeolojik, etnografik ve taş eserlerin sergilendiği önemli müzeler arasında yer alıyor. Kars'ta yaşamış köklü uygarlıkların miras bıraktığı tarihin izini sürmek için Kars müzesini görmek gerek! Çocuklarla müzede yapılan etkinlik resimleri var. Eğer sürekliliği varsa bu çalışmalar takdire şayan.



  

Kars Müzesi bahçesi ve Kars kilimleri…

 


Aşıklar heykelleri…

 

Üniversiteyi bitirip memleketine dönen, babasıyla beraber ulaşım ve taşımacılık yapan Muzaffer beyin oğlu Cenk iyi bir rehber. Güvenli bir şekilde kaldığımız süre boyunca bizleri istediğimiz yerlere gezdirdi, bekledi. Bembeyaz karlı yollarda güzel görüntülere dayanamayıp fotoğraf çekmek istediğimizde molalar verdi. Üstelik ekonomik fiyatla. Baba oğul Efe tura bağlı çalışıyorlardı sanırım. Şansımıza yollar açıktı. Bu sayede zamanımızı verimli kullanabildik. Çıldıra ve Aniye giderken doğanın giydiği bembeyaz örtünün saflığı ve dinginliği bizi dinlendiriyor. Ara sıra karlarla dans eden tilkileri görüyoruz uzaktan. Karsın meşhur kazları yok etrafta. Cenk anlatıyor bize: Kazlar yazın yetişirler, kışın yenirler. Kazın ayağını, başını, iç organlarını, kanatlarını yeriz. Tüylerinden yastık yaparız. Cenk 110 yaşına kadar yaşayan dedesinin ölünceye kadar tavuğu, kazı dedesinin kendisi kestiğini anlatıyor. Gelinine bu eve market yağı giremez diye ültimatom vermiş. Eritilmiş tereyağ'dan hiç vazgeçmemiş. 



Eski Kilise olan Fethiye Camii…
Kilometreler boyunca Karsın coğrafyasının izini sürerken, yollarda sürpriz bir şekilde karşımıza çıkıveren yerleşim yerleri empresyonist ressamları kıskandıracak kadar güzel tablolar oluşturuyor. Bu güzel köylerden biriside Doğruyol köyüydü. Doğruyol köyü Kars ilinin Arpaçay ilçesine bağlı bir bucak merkezi. 1828 Türkmençay anlaşması sonrasında Kafkasyadan Karsa gelen terekeme Türkleri tarafından kurulmuş. Köyün resmi web sitesi var. Köyün doğal kara taşlarından yaptıkları mezar taşları hepsi bir heykeltıraş titizliğiyle ve estetikle yontulmuş. Ayrıca renklendirilmiş. Köyün mezarlığı açık hava müzesi gibi! Yok oluşun ürpertisini hissetmiyorsunuz mezarlıkta! Köprüsü ve altından akan deresi, evleri bizi mest ediyor. Bu köyden ayrılmak zor geliyor. Yol üzerinde mola sürprizlerimiz sürüyor ve Akçalar köyü! Beyaz ne kadar yakışmış bu köye! Kars lezzetleri: Hangisinden başlamalı…Tabiî ki Kaz yemeklerinden. Öğretmen evinin karşısındaki lokantada yediğimiz kaz eti, Nuran hanımın “Kaz Evi”nin yemeklerine su dökemezdi. Karsa gitmeden internet ortamında araştırdığımızda kadın girişimci Nuran hanımın ve kızlarının kazevi hep karşımıza çıkmıştı. Uğramadan olmazdı! İyi ki uğramışız. Kaz evinde, kazlarla ilgili bilmediğimiz çok şeyi öğrendik. Kaz yavrusuna “bilik” deniyor. Alarm hayvanı olarak görülen kazlar hırsızı hemen ele verir. İyi bir hafızaya ve zekâya sahipler. Kaz eti kültürü Kafkaslara özgü bir gelenek. Dayanıklı bir hayvan. Yaşam süreleri 20-60 yıl arasında değişiyor. Kaz etinde kolesterol düşük, protein ve enerji oranı fazla. Kazlar yabancı ot mücadelesinde de kullanılıyor. Atasözlerimize de girmiş: “Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez”. “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür”.

 
  

Kars Müzesi etnografik objelerden bir demet ve bembeyaz karlar altında köyler…

 

  

Stopan köyü muhtarı Mürsel Akbaba ve Doğruyol Köyü…

 

Karsta kaldığımız sürece tattığımız yemekler hepsi birbirinden lezzetliydi. Lokantalarda tattığımız ve gördüğümüz yemekler: Kaz yemeğinin  farklı çeşitleri, ortasında soğan soslu hangel (mantı), kuzu etinden piti, Kars ketesi, tereyağlı ve peynirli döğmec, pişi, mafiş, lalanga, nezik, feselli, un çorbası hörre, ayran aşı, evelik aşı, kesme aşı, ısırgan aşı, haşıl, guymak, umaç helvası, koyut tatlısı (dövülmüş buğday)…Taş kafede bir dinlenme molası. Soba semaverde çay keyfi. Ekonomik tatlar. Kars dijital dünyayı yakından takip ediyor. Ücretsiz ağ bağlantılarını her mekânda bulabiliyorsunuz. Bu evde çocukluğu geçen Uğur’un dayıları işletiyor Taş Kafeyi. Kafenin her köşesinde yaşadığı çocukluk anılarını anlatıyor. Uğur Kars’la ilgili merak ettiklerimize ışık tutuyor. Eski albümleri getiriyor. Kars'ta Adalet partisinin kurucularından olan dedesinden bahsediyor ve  annesinin, babasının Süleyman ve Nazmiye Demirel'le fotoğraflarını gösteriyor. Albümdeki fotoğraflar 1950, 1960’lar ve sonrası! Modern bir yaşam. Gazinolarda eğlence fotoğrafları. Şık giyimli, kadınlı erkekli modern yaşamın mutlu pozları. Karsın eskiden beri modern bir halkı olduğunu vurguluyor. Teşekkür ederek vedalaşıyoruz.

 
  

Doğruyol köyünün taşlarından mezar taşlarına ve Karsın köylerinden…

 

Orhan Pamuğun postmodern “Kar” romanını okumuştum. Öğretmen evinin karşısındaki İnternet kafenin sahibiyle sohbetimiz bu romana geliyor. Kara çarşafa sararak “Kar” romanı kitaplarını Orhan Pamuğa kargo ile gönderdiklerini anlatıyor. Romandaki gibi aşırı uçları ve karmaşayı hissetmedim Kars’ta. Aksine farklı etnik gurupların uyumunu hissettim! Pamuk romanın kurgusunda Kars’ın atmosferinden esinlenmiş sadece bence! 


Kars 3 K’dan daha fazlasıydı benim için. Gidin görün derim. Ülkemizin her köşesinde keşfedilecek cennetler bizleri bekliyor. Gezgin merakıyla, bilgenin ruhuyla, çocuk hevesi ve coşkusuyla, Mevlana hoşgörüsüyle,  sağlıkla ve ışıkla kalın…


 


Kars ve Kar…

 







 Yazılan Yorumlar...
Setenay Süzer
(21 Ocak 2015)
Merhaba Şükran Hanım,
Kars gezimize bir hafta kaldı,heyecanla, gökyüzünün parçalı bulutlu ve açık olması dileğiyle gün sayıyorum.Son derece yararlandığım bu güzel yazı dizinizi yeniden büyük keyifle okudum, fotoğraflarınızdan tiyolar aldım.Bakalım ne maceralar yaşıyacağız.Paylaşımınız için çok teşekkürler ediyorum.Sevgiyle kalın
Şükran Şahin
(22 Mart 2014)
Ankaralı gezginlerden gmail adresime gelen 2 yorum:
Çok beğendim ,hızlıca göz attım ama okuduğum en güzel Kars yazılarından biriydi.
Teşekkürler bu harika paylaşım için. .
Dilek Dinçer

Çok güzel bir yazıydı, elinize sağlık!
Paylaştığınız için teşekkürler..
.Onur Ataoğlu
hakangeziyor
(16 Mart 2014)
Kars her zaman sevdiğim şehirlerden birisi oldy nedense. Torpil geçecek bir bağım da yok. İlki görev için, diğeri ise Ardahanda bulunan kardeşimi ziyaret etmek içindi. Her seferinde daha güzel gelmişti bana. Görev icabı bulunduğumda Ruslardan kalan Defterdarlık Binasında çalışmıştım. İçerisi de dışarısı kadar güzel ve etkileyici idi. Siz de her zaman ki gibi ne de keyifli paylaştınız anılarınızı ve harika fotoğraflarınızı! Kaleminize sağlık.
Şükran Şahin
(15 Mart 2014)
Canancım Kars gezim; senin dostluğun, fotoğraf konusundaki bana desteğin sayesinde dahada güzelleşti.teşekkürlerimi tekrarlarken, yeni gezi rotalarımızda buluşmak üzere:)
ozalcan
(15 Mart 2014)
Eline sağlık, çok güzel bir yazı olmuş. Umarım bir daha gideriz:)
gulsend
(15 Mart 2014)
Çok güzel olmuş.tebrikler. Soluksuz okudum.Oralarda gezindim adeta.İnşallah bir gün bana da kısmet olur.