Yanı Başımızdaki Doğallığın, Kültürün ve Lezzetin Adresi: Midilli...


Ayvalık tatillerimde; komşumuza bir ziyaret edeyim deyip durduğum Midilli’ye nihayet Örenden bulduğum bir turla gitmeye karar veriyorum. Tatilin verdiği rehavetle, gezi dersime pek çalışmadan kolayca 6 kişilik mini bir gurupla buraları bilen rehberlerin peşine takılıyoruz. Üstelik sadece (öğle yemekleri hariç) 99€. Ayvalıktan, katamaranla Egenin sularında süzülürken, makinemle birkaç kadraj yakalayıp ve birkaç bardak çay yudumlayıp 40 dakikada varıyorum komşu adaya. Midilliye feribotlar da kalkıyor (Jale- tur  ve Tur yol feribotları). Yeşil pasaportu olmayanlar için kapı vizesi kolaylıkla alınabiliyor. Eylül ayı olduğu için uzun kuyruklar olmadan geçiş işlemleri bitiyor ve adaya ayak basıyoruz. Eylül ayı Midilli gibi turistik yerler için en güzel zamandır bence. Yaza göre; havanın ılımanlığı ve daha az kalabalıklar idealdir gezi için. Rehberlerimiz iki güzel kız kardeş ezbere bildikleri adayı gezdirecekler bize. Tatilin rehaveti içinde, gezi öncesi dersime çalışmaya da gerek kalmadan kolay bir keşif olacak benim için.
 
Genel olarak Midilli’nin haritadaki görünümü…

 
Midilli’ye yaklaşırken bizim Ege kıyılarından çok da farklı bir yerleşme olmadığı kolaylıkla anlaşılıyor. Adanın pek çok noktası pırıl pırıl sahillerle dolu…

Yunanistan’ın 3.büyük adası olan Lesvos’un başkenti Midillideyiz (Mytilene). Osmanlı döneminde kullanılan Midilli adı da zaten Rumca olan Mytilene’den türetilmiş. 1462 ve 1911 yılları arasında Osmanlı egemenliğinde olan adada, en güzel meyve ve sebzeler yetiştiği için Osmanlılar “imparatorluğun meyve bahçesi” diyorlarmış. 1913 Balkan Savaşı sonrası Londra Antlaşması ile ada Yunanistan'a bırakılmış, Türk nüfus 1922 de mübadele sonucu adayı terk etmek durumunda kalmış. Günümüzde karşılıklı geliş gidişler çok yoğun demek ki, gümrük binasında Türkçe hazırlanmış Midilli rehber kitapçıkları, dergilerini ücretsiz alıyoruz. Turizm danışma ofisi de var Midillide. Adayı daha ayrıntılı tanımak bir haftayı bulur. Bu yüzden bizim iki günlük bir zaman dilimimiz nedeniyle bu adaya sürekli tur yapan bir firmadan yardım almamız gerekti. Yaz tatili, daha ekonomik olması nedeniyle tatilcileri için bir alternatif Midilli!  

Liman bölgesinde yer alan Sappho heykeli. Kurduğu okulda sadece kızların eğitim görmesiyle başlayan dedikodular dünya literatürüne “lezbiyen” kelimesinin girmesine sebep olmuş. Her yıl adada sadece lezbiyenlerin katıldığı festival düzenleniyormuş…

 
Adada Ege denizinde bulunan her türlü deniz canlısını tadabilmeniz mümkün. Pek çok restoranda ahtapotlar kurumaya bırakılmış müşterilerini bekliyor…

Mytilene limanına vardığınızda bizi ilk karşılayan heykel 15 metre boyunda olduğunu öğrendiğim Amerika'daki özgürlük heykelinin bir kopyası olan heykel. Sonra dünyanın bilinen ilk kadın şairi olan yaklaşık olarak M.Ö. 630 - M.Ö. 612 yıllarında Midilli’de doğan Sappho’nun heykeli karşılıyor bizi. Bizim bildiğimiz ismiyle "Midilli" o dönemki adıyla Lesbos Adası da ismiyle aslında Sappho'nun tartışılan yönüne yani lezbiyenliğine atıfta bulunuyor. Atinalı tiyatro yazarı Aristofanes yazdığı bir oyunda iki kadın arasındaki aşkı anlatmak için "Lesbos'lu" tanımını kullanınca, "lezbiyen" kelimesinin temeli atılmış oluyor. Terpandros, Arion, Alkaios, Sappho gibi şairlerin ve Theophrastos (Aristonun öğrencisi), Hellanikos gibi filozofların yetiştiği Lesvos’ta Nobel ödüllü Odiseus Elitis, ressam Teofilis de yaşamış. Aristonun, günümüzde Kalloni olarak bilinen sular altında kalan antik Pirra'ın sulak alanlarında dolaştığı ve orada yaptığı gözlem, analiz ve deneyler biyoloji'nin temellerini atmasını sağladığını söyleniyor. Nüfusu 100 bine yakın olan bu adada Picasso,  Matisse,  Chagall,  Miro tablolarında bulunduğu Teriade Modern Sanatlar Müzesi var. Dünya çapında tanınmış sanatçıların eserlerini barındıran Modern Sanatlar Müzesinin, ülkemizin 76 milyonu aşan nüfusuna rağmen yokluğunu düşünürsek, bu müze anlamlı geliyor insana! Midilli ünlüleri arasında, burada doğan Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa da var. Birde Namık Kemal var. 1876’da tahta çıkan 2.Abdülhamit, ilk olarak Osmanlı Anayasasını oluşturmak için kurduğu komisyona Namık Kemal’i de almış. Ancak şairin yazıp mecliste de kürsüden okuduğu “Bir şey, ikilendi mi, muhakkak üçlenir de” manasına gelen beyiti, padişaha yönelik bir tehdit olarak görülmüş ve Namık Kemal asayişi bozmak gerekçesiyle suçlu bulunup 6 ay bu adaya gönderilmiş, hapis cezasıyla cezalandırılmış. Hım demek ki sözlerden, şiirden, yazıdan, çizgiden manalı anlam çıkarıp uslandırma politikası geleneğimizde var!

 
Adanın can alıcı ve en hareketli caddesi Ermou. Sağlı sollu hediyelik dükkanlar yanında çevresi ile birlikte tarihi dokuya da ev sahipliği yapıyor. Athanasios Kilisesi bunlardan sadece birisi…Görümcem Emire ile kısa bir lezzet molası harika oldu doğrusu…

Yunanistan’ın son birkaç yıldır yaşadığı kriz Adaları çok etkilememiş. Bunda, yeşil pasaporta vize kaldırıldıktan sonra Türk turistlerin akını oldukça etkili olmuş. Ada halkı da hemen buna uyum sağlamış…

Mytilene şehri genel olarak gösterişli, janjanlı görünmüyor. Mütevazı bir görünümde. Detayları yakaladığınızda farklılıkları görüyorsunuz ancak. Sadeliği ve doğallığı sevenler için bu ada. Şehrin kalbi olan  Ermou alışveriş caddesi, trafiğe kapalı uzun ince bir sokak. Midillinin İstiklal Caddesi diyebilirim. Bu sokakta küçük dükkânlar var. Hediyelik eşya, büyüklükleriyle bizi şaşırtan balık türleri (köpek balığı, lagos, camgöz, v.d.), ada ürünlerini burada bulabilirsiniz. Magnetler, zeytinyağı, zeytin, yöreye has reçelleri, uzo, Midilli şarapları, v.b. şeyleri bu sokakta bulabilirsiniz. Kaldırımlarda bizdeki gibi sebze ve meyveler satılıyor bu caddede. Özellikle kabak çiçeği, domates, minik kabaklar, yeşillikler bolca satılıyor. Zevkli fırınlarından lezzetli ekmekler, kurabiyeler aldık. Fırınlarda ve pastanelerinde tertemiz önlüklü kadınlar hizmet veriyor. Caddenin başında görülmeye değer Athanasios Katedrali var. Cadde boyunca ilginç Rum mimarisi yapılarını ve tarihi yapıları görebilirsiniz. Bu yolun sonunda Midilli kalesine varmadan sağda minaresi yıkık, harabe görünümünde olan, kapısında ki tabelada bakımsız Yeni Cami yazan bir Osmanlı Camisi var. Avlusundan caminin güzel mimarisini inceliyoruz. Yeni Cami, Midilli'nin en zengin Müslüman ailesi olan Kulaksızzadelerden Mustafa Ağa tarafından yaptırılmış. Cami 1825 yılında, caminin hemen karşısındaki hamam ise 1820-1825 yılları arasında inşa edilmiş. Caminin avlusunda Hacı Muhammed Ağa tarafından yaptırılmış bir medrese de var. Caddenin bitiminde görülebilecek olan Halim Paşa Konağı ise şimdilerde sergi salonu olarak kullanılmakta. Bu camiinin çevresinde eski Türk mimarisinin izlerini taşıyan bir sürü ev de mevcut. Geçmişte Müslümanlar bu civarda yaşıyormuş. Zaten adada Zaman zaman Osmanlı izlerine rastlıyoruz. Metropol Kilisesi, harika mimarisi ile Agios Therapontos Kilisesi, mucizelerine inanılan Taksiarchis Kilisesi şehrin dokusunu güzelleştirmiş. Metropol kilisesinin içini geziyoruz. Gerçekten görülmeye değer. Herkes bir dilek tutup mum yakıyor.

 
Midilli gezinizde müthiş lezzet fırtınaları sizleri bekliyor. İşte bunlardan bazıları: Ballı yoğurt, kalıp peyniri ile Grek Salat ve horta-börülce-kabak…

 
Şaraplı ahtapot ve lezzetli kalamarlar…

Artık adanın yemeklerini tatma zamanı. Kıyıda mütevazı görünümlü lokantalar var. Ahtapotlar ipe sıra sıra dizilmişler, midelerimizdeki sıralarını bekliyorlar. Rehberimizin tavsiyesiyle karar verdiğimiz restoranın denize hemen bitişiğindeki bir masaya yerleşiyoruz. Şarap soslu ahtapot, caciki (yoğurtlu semizotu) grek salatası, ızgara kalamar, ot çeşiti horta (mancar ve turp otu gibi), kabak çiçeği dolması sipariş ediyoruz. Gerçekten ada; deniz ürünleri, yeşillik, sebze ve Akdeniz mezeleri sevenler için bir cennet. Zeytinyağlı yemeklerde soğan pek yok. Yunanlılar yemekte minimalist takılıyorlar, ancak eşsiz lezzetleri tutturuyorlar. İnternetten okuduğum gibi yemekler çok ucuz değilse de, aynı kalitedeki yemekler ülkemizde daha pahalı. Hafif kokulu aromatik zeytinyağı, taze balıkları, envai çeşit deniz ürünleri, marine hamsi (ankovi), tuzlama balık (Kalloni’nin meşhur sardalyası: festivali bile var), feta peyniri, zeytinyağ içinde saklanan kızartmalık peyniri, lor peyniri, badem ezmesi, helva ve reçelleri, kekik kokan etleri için değer adaya ziyaret. Caciki, sucuki, kadayifi, baklava, dolmas, kefte, musakka, fava, ve diğerleri… Ne çok ortak sözcüklerimiz ve lezzetlerimiz var!  Bizim milli içkimiz rakıya benzeyen uzoları meşhur.  6-13 Temmuz tarihleri arasında adada Midilli Kadınlar Birliği üyelerinin hazırladığı mezeler eşliğinde bir Uzo Festivali bile yapılıyor. Uzo markalarından önerebileceğim Pitsilati, Barbayanni, Kefi.  Uzo mu rakımı derseniz rakıyı uzo’ya tercih ederim. 11 çeşit uzo markası var. Ülkemizde şarapları ile ünlü Bozcaada’da “Şarap Tadım Günleri” düzenlenecekti. Son çıkan alkol düzenlemesinin belirsizliği üzerine bu etkinliğin iptal edildiğini duymuştum. Komşumuz başarıyor!

 
Adalardaki pek çok Osmanlı eserinde olduğu gibi Midilli Yeni Cami de restorasyon bekleyen eserlerden…

 
Solda Metropol Kilisesinden bir detay yer alırken sağda ise Amasra’daki ağaç işlerini anımsatan bir kare…

Adanın gezilmesinde araba gerekiyor, çünkü minibüs, belediye otobüsü, v.b. taşıtlar istediğiniz zamanlarda bulunamıyor. Midilli  limanının karşısındaki araç kiralama şirketlerinden 35€’dan başlayan fiyatlar ile araç kiralanabiliyor. Biz turun hizmeti olan rahat minibüsüyle adayı kolayca keşfediyoruz. 30 dakika süren bir yolculukla vardığımız 968 metre yükseklikteki Olimpos dağının 455 metresinde bulunan Agiasos dağ köyündeyiz. Seramik ve ahşap oymacılığı meşhur! Kaptanımız Atina’da yaşayan bir Türk. Buranın hem maddi hem de kültürel zenginliği olan bir köy olduğunu, zeytinlerinin ve zeytinyağının lezzetini anlatıyor bize. Tiyatro salonu, çok değerli eski bir kütüphanesi, müzesi bile var bu köyün. Kütüphanede aynı zamanda müzik öğretmeni olan görevli bize eşsiz bir santur ziyafeti çekiyor. Zeytin, kestane, elma, ceviz ve büyük çam ağaçlarının sarmaladığı Agiasos mimari ve doğal olarak koruma altında olan bir dağ yerleşimi.  Kestanelerinin özgünlüğünü yörede yapılan kestane festivaliyle taçlandırmışlar. Agiasos, zengin florası ve faunası ile dikkat çekmekte.  Renkli cıvıl cıvıl bir yer burası. Seramik hediyelikler, farklı peynirler, reçeller, poğaçalar gözüme çarpıyor. Kül üzerinde pişirilen nefis kahveyi içip, güzel yapılmış sütlacından tadıyoruz. 

Metropolisin gotik çanı…

 
Mitilini merkezde yer alan minik Paulus Şapeli ve Osmanlı Çarşı Hamamı…

Akşamları; sirtaki geceleri ve canlı buzuki geceleri yapan restoranlar, tavernalar epeyce var Midillide. Lüks olanları, mütevazı olanları da var, tercih sizin. Tur hizmetinin dahilinde olduğu için biz rehberlerimizle birlikte onların seçtikleri restorana gidiyoruz. Midilli limanının yanı başında; Yunan geleneksel tarzı müzikleri, geleneksel dansları, “yamas ve şerefe” dileğiyle içilen uzoların ve ada şaraplarının eşliğinde geleneksel ada yemekleriyle güzel zaman geçiriyoruz. Neredeyse Ayvalık’tan gelen turların hepsi burada. Bu kadar kalabalık bir guruba birkaç kişi servis yapıyor. Fakat lokantanın sanırım ortağı da olan Niko jet hızıyla, diğerlerini de organize ederek problemsiz başarıyor servisi. Eksik bir şey yok. Üstelik Yunan geleneksel oyunlarını oynayan çift, piste çıkanlara da öğretmeye çalışıyor. Kalabalık bir gurup pistte Yunanlı çiftle birlikte onların figürlerini taklit ederek oynuyor. Oyunlarımız benzediği için, zorlanmadan oyuna katılabiliyor gurup. Harmandalı zeybek oyunu, çiftetelli, halay gibi sanki. Özellikle çiftin gösterisinden; dansların eski özelliklerine sadık kalındığı ve bozulmadığını hissedebiliyorsunuz. Bizim ülkemizde de sirtaki eğlencelerine yabancı değiliz zaten. 

 
Dini merkez olarak kabul edilen Agiasos aynı zamanda seramik ve ahşap oymacılığı ile de meşhur. Sokaklarında yürüdüğünüzde ne kadar bizden olduğunu kolayca anlayabiliyorsunuz…

 
Agiasos’da eski bir kütüphane ve santur kursu… Agiasos saat kulesi…

Merkeze yakın otelimizde; deniz ve yeşilliğin kaynaştığı ortamda, açık büfe kahvaltı daha bir lezzetli oluyor. Tur minibüsüne yerleşip, Kaloni yolundan, Yera Körfezi ve Kaloni içinden Petraya doğru yol alıyoruz. Petra İtalyanca Pietra, yani taşlık, kayalık demekmiş.  Petra’da bir kahve molası verdikten sonra, şehri geziyoruz. Petra’yı dolaştıktan sonra 114 basamağı tırmanıp, kayanın üzerinde inşa edilen görülmeye değer Panaya Glikofilusa Kilisesine ulaşıyoruz. Tepeden manzara çok güzel! Bu güzellikleri belgeliyoruz fotoğraf makinemizle. Kilisenin içinde Bizans ikonları ve piskopos tahtı bulunuyor. Tepeden yeşil ve mavinin buluşmasıyla bize kucak açan manzara bizi mest ediyor.  Aşağıya inince tavsiye üzerine Petra’nın leziz dondurmasını deniyoruz. Huzur, hoşgörü ve samimiyetin hissedildiği bir atmosferde; estetik dokunun yansıdığı sokaklarında ve çarşısında dolaşmak keyifli doğrusu. Bizim ülkemiz hariç, Akdeniz ülkelerindeki siesta geleneği adada da sürüyor. Pazar günü dükkânlar kapalı. Hafta içiyse 14.00 ve 17.00 arası kapalı.

 
İlginç bir mezar taşı…Yunan müziği ve dansları her zaman bize keyifli gelmiştir…

Kütüphanede gördüğüm yukarıdaki eski tablo bize ne kadar da tanıdık geliyor değil mi?…

Kuzeye doğru yol alıyoruz ve Molivos’a ulaşıyoruz. Molivos, UNESCO tarafından korumaya alınmış bir yer.  Molivos’un dar, arnavut kaldırımlı taş yolları, sokakları, çarşısında geziyoruz. Mis kokulu mor salkımlarla örtülü olan çarşı yolunda, yerel halkla neşeli atışmalarıyla yürüyerek, turistik objelerin olduğu dükkânları ara sıra inceleyip hediyeliklerimizi alıyoruz. Tanıdık objeler epeyce var. Otantik görünümü, kahvehanelerin çekiciliği mola vermeyi tetikliyor. Bu güzel yerden ayrılarak,  yakınındaki Madomados köyündeki Taksiyarhis kilisesine gidiyoruz. Kilise ana baba günü. Pazar olduğu için çok kalabalık. İbadet ediyorlar, kilisedeki İsa heykellerini, haçı öpüyorlar. Rotamız boyunca duvarlara asılmış ve yazılmış bolca orak çekiçli afişleri bu köyde daha çok görüyoruz. Burada konuşlanmışlar sanırım Yunan Kominist Partisi. Burada doğup büyüyen ve yaşayan Türk rehberimiz, özellikle Yunan hükümetinin bu büyük kiliseyi buraya inşa ettirdiğini vurguluyor. Kilisenin etrafında rahat kafeler bulunmakta. Yerel halk ibadetinin yapıyor, aralarda kafelerde yeme ve içme etkinliklerinden de eksik kalmıyorlar. Meşhur ballı yoğurdu ve lokmaları için bizde epeyce sırada bekliyoruz. Afiyetle yiyoruz.   

Petra oldukça keyifli bir yer…

 
Kaleden Petra manzarası mutlaka görülmeli…Arzu edenler için Petra Molivos arası ulaşımda bu şirin treni de kullanabilirsiniz…

Dönüşte adını, yüzyıllardır burada akan sıcak su (thermi) kaynaklarından alan Thermi eski adı Sarı Ilıcadayız.  Arkeolojik bulgular bu bölgede, şifalı su kaynaklarının koruyucusu olarak bilinen Artemis Tanrıçasına tapıldığını göstermekte. Midillinin volkanik geçmişi adaya pek çok kaplıcada kazandırmış. Kaplıcalarının birçok hastalıklara şifa olduğunu belirtiliyorlar. Adanın başlıca kaplıcaları: Gera Körfezi, Polichnitos, Lisvori-Agios Ioannis, Eftalou ve Thermi. Çok güzel plajlar var adada. Su altı dalışı yapılan merkezler ve rüzgâr sporları da yapılan yerlerde var. Biz gidip göremesekte rehberimiz adada 200’e yakın mağaranın olduğunu söylüyor. Seneye tadına doyamadığım lezzetleri tatmak, mağaralardan bir kaçını görmek ve ünlü yürüyüş parkurlarında trekkingle adanın coğrafyasını yakından tanımak için gelmek isterim. Özellikle bu gezimde görmediğim koruma altında olan, taşlaşmış ağaçların yoğunlaştığı fosil orman olarak ünlenmiş olan Sigri, Andissa, ve Erossos köylerini kapsayan sahayı, Lesvos Fosil Ormanı Fiziki Tarih Müzesini (Sigri Fosil Orman Müzesi) ve Lava Patikalarında yürüyerek keşfetmek isterim. Oğlum Güneş; Adanın güneyinde kalan, Karaburun ilçemizin karşısına denk gelen Amasra’ya benzettiği Plomari’de ucuz, temiz pansiyonların olduğu, yerel halkın ada yemeklerini lezzetli ve uygun fiyatlarla hazırladığı, kahve çeşitlerinin sunulduğu kahvehanelerin olduğu, terk edilmiş eski uzo üreticilerinin taş fabrikalarının bulunduğu iyi korunmuş bu yeri görmemi tavsiye etti. Tur programı içinde olmadığı için göremedim. Seneye Midilli gezi rotamı şimdiden belirlendim bile! 

”Kandylakia” denilen bu dini simgeler ölenler için yol kenarlarında yapılan anıtlar. Farklı ebat ve ölçülerde olan bu anıtlardan bazıları oldukça büyük olabiliyor…

 
Solda yer alan heykelin altında “kahramanlara saygıyla” yazıyordu…Sağda ise yine restorasyon bekleyen Sarlıca Sarayı...

Yol üzerinde ki İngiliz Kraliyet Ailesini ve pek çok önemli kişileri ağırlamış Osmanlı binasını Sarlıca Palas’ı inceliyoruz. 1889 da inşa edilen ve son sahibinin de Ayvalıkta zeytinyağı ürettiğini anlatıyor rehberimiz. Fakat böylesi görkemli bir bina neden harabe halde duruyor diyorum, sonrada hiç olmazsa yıkmayıp, yerine beton gökdelen inşa etmediklerine şükrediyorum! Dünya bizim ortak evimiz. Cennet ülkemde de, dünyanın her hangi bir yerindeki doğanın, çevrenin korunması beni mutlu, çevreye zarar verilmesi de aynı şekilde mutsuz eder. Sonuçta hepimiz aynı gezegenin canlılarıyız! 

Adada birçok yerde dikkatimi çeken antik kalıntılar bulunduğu, titizlikle bu yerlerin korunduğu ve ayağa kaldırma çalışmalarının sürdürdükleriydi! Dikkatimi çeken şeylerden biri de, bazı ülkelerde de gördüğüm trafik kazasında ölenlerin anısına dikilen “mini şapel, kilise” gibi anıtların yol kenarına kondurulmasıydı. Kandylakia:Ölenlere Yol Kenarı Anıtlarının, adanın bu sakin trafiğinde olması şaşırtıcıydı! Mitiliniye yaklaşırken rehberimiz Ayvalıktan göçenlerin yerleştiği şirin, ferah görünümlü bir sahil köyünü göstererek adının Yeni Ayvalık olduğunu söylüyor. Hızlı keşfimizde, arabayla adayı keşfederken, rehberimiz göstermişti büstü. Büstün altında “Benden selam söyleyin Anadolu’ya” yazdığını belirtmişti. Türk-Yunan dostluğunun simge isimlerinden Yunanlı kadın yazar “Dido Sotiriyu ve meşhur kitabı orijinal adı “Kanlı Topraklar” çevirisi “Benden selam Söyleyin Anadolu’ya” belleğime düştü. Kitapta anılardan yola çıkarak belgesel niteliğinde anlatılan Anadolu’da her iki halkın birbirine nasıl düşman yapıldığını, savaşın acılarını kelimelerin kifayetsiz kaldığı dramları okumak bile zor olmuştu benim için. Dido Sotiriyu bir röportajında şöyle yazmıştı: “Bir tek düşman vardır: Düşman, ne Türklerdir, ne de Yunanlılar! Düşman, savaştır. Savaş ve onu körükleyen çıkarlar”. Bence de halkları birbirine düşüren menfaat güçleridir, kötü politikadır, kötü politikacılardır. Dido kitabını şöyle noktalamıştı:  ”Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet’in damadı! Benden selam söyle Anadolu’ya… Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin… Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellâtların, Tanrı bin belasını versin!” 

 
Molivos manzaraları…

Molivos Kalesi…

Anadolu sahillerinden yüz binlerce yıl önce kopmuş ada yaşanmış acıların, mübadelenin izlerini silerken, turizm iki halkı yakınlaştırmış birbirine. Ne güzel komşularımızla yeni bir sayfa açmak! Keşke tüm komşularımızla bunu başarabilsek! Dünyanın birçok yerinde hala insanların birbirini boğazladığı 21.yy.da “bir daha böylesi acıların yaşanmaması umudunu mırıldanıyorum içtenlikle. Egenin turistik bölgelerimizde, geziyormuşçasına, farklı bir ülke topraklarında değilmişim hissiyle;  güler yüzlü insanların yasas, yasu, merhaba sözleriyle neşelenerek komşumuza uğramak hoşuma gitti. Adalıların bize bir kaç sözcükte olsa Türkçe seslenmeleri, ortak sözcükler, ortak yemekler, ortak davranışlar, benzeşen oyunlarımız, içkilerimiz, coğrafi yapı komşudan da öte diyebilirim. Adanın yemyeşil görünümü, sakinliği, doğanın bozulmamışlığı, mimarisinin doğayla uyumu, eski yapılarının korunmuş olması, samimi eğlenceleri, kültürlerine, değerlerine sahip çıkmaları, denizin temizliği, organik ürünlerinin, deniz ürünlerinin bolluğu, neşeli insanlarını belleğime yerleştiriyor ve yanı başımızdaki bu adaya yeniden gelmeyi umuyorum.  

İki günlük kısacık gezimde, hızlı bir çekimle, zamanı iyi değerlendirerek ada gezim sonlanıyor. Akşamın loşluğunda denizin ve yeşilin giysileri bir başka güzel görünüyor katamaranın güvertesinde bana. Hoşça kalın(yasas) sevgili komşular diyerek Lesvos’a el sallıyorum, tekrar gelmeyi umarak.

 
Yasas-Hoşça kal Midilli…

Not: Yazımı hazırlarken başvurduğum ve kullandığım bazı teknik bilgiler için referans kaynağım Vikipedia’dır.






 Yazılan Yorumlar...
Şükran Şahin
(05 Mart 2015)
Gezialemi sitesi sayesinde gezgin dostlarim oldu.Ustelik yuzyüze tanışmadık bile.Setenay hanim sizde ilham aldıgım kisilerden birisiniz. Tesekkür ederim.D.E.Kars gezinizden memnun kaldigınıza da sevindim.Umarım gezgin ruhumuz bizi yolda bırakmaz.
Setenay Süzer
(18 Şubat 2015)
Merhaba Şükran Hanım,
Gezi Alemi sayesinde Midilliyi gitmeden bütün detaylarıyla öğrenmiş olduk.Sizin anlatımınız da harika, fotoğraflar her zamanki gibi çok güzel Muhtemelen biz de fırsat bulduğumuzda Kuşadası kalkışlı turla gideceğiz.Sakız a onlarla gitmiş memnun kalmıştık.Paylaşımınız için teşekkürler.
Doğu ekspresi ile Kars yolculuğumuz çok keyifli geçti oralarda ,kulaklarınızı çınlattım .Yeni geziler ve keyifli paylaşımlar dileği ile sevgiler selamlar
yol cadısı
(10 Şubat 2015)
Kalemine sağlık arkadaşım
hakangeziyor
(02 Şubat 2015)
Hocam, iki yıl önce dört gecelik bir kısa tatil yapmıştım Midillide. Araba kiralamış ve adanın pek çok yerini görebilmiştik. Sizin gibi kısıtlı zamanı olanlar için en iyi seçenek bence de tura katılmak. Zira en kısa, en seri şekilde olmazsa olmaz kabul edilen yerleri görebiliyorsunuz.
Adayı çok sevdim ama benim Midilli ile ilgili tek bir pişmanlığım olmuştu. O da Molyvosda bir gece kalınması gerektiği idi. Mitilinideki otelle 4 gecelik anlaşma yapmıştım ve geri dönüş şansım olmamıştı. Bu yüzden de çok beğendim Molyvosda kalamamıştım. Benden sonra giden arkadaşlarıma eğer fazla günleri varsa mutlaka burada kalmalarını tavsiye etmiştim.
Kaleminize sağlık...
TAMER
(01 Şubat 2015)
Şükran Hanım elinize, kaleminize sağlık çok güzel bir yazı olmuş... Sizden bir ay kadar sonra da biz oradaydık. Ekim ayı başında Kurban Bayramını Midilli de geçirdik. Gerçekten çok güzel bir yer ve bizim de çok hoşumuza gitti. Yazıyı bitirmek üzereyim yakında bende yayınlayacağım. Hakikaten tekrardan gitmek istenecek hoş bir ada.
Şükran Şahin
(30 Ocak 2015)
Meral Hocaam,
teşekkürler. Seneye tekrar gitmek istiyorum.Umarım yollarımız kesişir oralarda. Belki ortak program yapabiliriz.
Maral
(29 Ocak 2015)
Şükran Hocam, yine çok güzel anlatmışsınız gezdiğiniz bu güzel adayı.Fotoğraflar ve verilen aydınlatıcı bilgiler ile adeta gitmiş gibi oldum.İlk fırsatta biz de gitmeyi ümit ediyoruz eşimle birlikte...Ne çok ortak yanımız var..,Yeni rotanı ve
smlatacaklarını merakla bekliyorum...Emeğine ve kalemine sağlık, sevgiler...