Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Türkiye ::::: Tekirdağ ::::: Tekirdağ'dan Uçmakdere Köyüne...        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Türkiye Tekirdağ 20 Temmuz 2011 03 Temmuz 2011
03 Temmuz 2011
13303 2 gülden 

 Tekirdağ'dan Uçmakdere Köyüne...
 (Genel)

Trakya'dan yolunuz geçtimi, buraları bilirmisiniz? Bizim yolumuz bu aralar Trakya'ya uzandı ve Tekirdağ da mola verdik...Trakya'yı ve Tekirdağ'ı anlatmak uzun uzun satırlar ister muhakkak...Ama değerli Muhsin Durucan, dörtlüklerinde bakın nasıl bahsetmiş Tekirdağ'dan:

Günde dört mevsime havası ayar Demir gibi aydın insanları var Köftesi, üzümü, tahılı da kâr Avrupa'nın bir incisi Tekirdağ.

Kıyıda martıca kanat vurmaktır Barışı, şiiri kucaklamaktır Namık Kemal ve Atatürk olmaktır Türkiye'nin bir incisi Tekirdağ.

Görünesi ve yaşanası yerler...İnsanıyla, doğasıyla, havasıyla bir başkadır Trakya derler. Tekirdağ'da yaşayan kız kardeşime yaptığım ziyaret biraz uzayacağa benziyor...Buraları gördükten ve keşfedilecek güzelliklerin farkına vardıktan sonra, bir kaç günde bırakıp gitmek açıkçası içime sinmiyor. Birkaç gün önce yaptığımız günü birlik gezimiz içerisinde tuttuğum notları, nihayet bugün bilgisayarımın başına geçerek, derleyip toparlayacağım. Güzel bir geziyi sizlerle paylaşacak olmanın keyfi ve heyecanı üstümde ve diyoruzkii...., Rotamız UÇMAKDERE...
Bulutlu bir Cuma sabahı...Tekirdağ puslu ve şehir kendini hırçın bir yaz yağmuruna hazırlar gibi, bir kararıyor bir açıyor. Fotoğraf çekme merakımı bilen kız kardeşim ve eşi, bu esrarengiz havadan faydalanıp, ilginç fotolar yakalayabileceğim bir yere beni götüreceklerinden bahsettiler...Gereksiz bir huy belki benimkisi ama, yola çıkmadan önce internetten, gideceğim yer hakkında kısa bir bilgi ediniyorum (ilk kez gidiyorsam eğer..) Süpriz biraz bozuluyor ama huy işte...)) hemen şöyle bir gözattım...Bu Uçmakdere neresiymiş, nasıl bir yermiş. Ve ''Tamamdır..'' dedim. Vakit kaybetmeden yola çıkalım....

Sahil yolunu kullanmaya karar verdikten sonra, Tekirdağ çevre yolundan rotamızı, şehrin sahilini yazlık tesisleriyle, kumsallarıyla ve eğlence mekanlarıyla tamamlayan Altınova, Barbaros ve Kumbağ yoluna çevirdik. Hemen ufak bir hatırlatma; Marmara Denizinin en büyük adası olan Marmara Adası ile karşı karşıya olan Tekirdağ, Barbaros beldesinden adaya ulaşım sağlıyormuş. İstanbul'dan deniz otobüsü ve gemi, Erdek ve Tekirdağ'dan feribotlarla gidilebiliyormuş. Öğrendiğim kadarıyla, balık tutmak isteyenler için idal bir yermiş ada. Mermer ocakları bulunduğundan rutubeti yokmuş. Zeytin ağaçları sarmış dört bir yanını ve Marmara adası; sahıllerı, denizi, doğası ve tarihi kalıntıları ile ziyaretçilerine görsel bir şölen sunuyormuş. Sanırım gitmeden, görmeden olmayacak. Ada turunu bir başka programa dahil ederek ilerlemeye devam ediyoruz... Ve KUMBAĞ...Tekirdağ-Şarköy kıyı şeridi üzerindeki bu şirin belde, Ganos dağlarının Marmara kıyılarında yer almakta. 1993 yılında belediye olma hakkını elde etmiş olan belde, Tekirdağ il merkezine 11 km uzaklıkta. İstanbulluların yoğun talep gösterdiği yazlık mekanlardan. Sadece İstanbul'un değil, Trakya'nın da tatil ve eğlence mekanı olmuş adeta.... Bir yandan yolumuzun üstündeki bu şirin yerler hakkında bilgi topluyorum, bir yandan bol bol foto çekiyorum. Yol ayrımından Naip köyüne doğru ilerliyoruz. Bu arada hava kapattıkça kapattı kendini...Ara ara camlarımızı ıslatan yağmur taneleri, hafiften esen rüzgar ve aylardan temmuz:)) Yazın ortasında böyle bir hava...

Köye girer girmez gözlerimiz bir köy kahvehanesi aradı. Çok geçmedi gördüğümüz kahvehaneye girdik ve çay içme arzusu ile siparişimizi verdik...Köy kahveleri...Nede güzellerdir, nasılda sıcak. Çayı bir başka olur, kahvesi bir başka....Tadına doyum olmaz, bilirim...

Hoşgeldiniz deyip, getiriyor küçük çırak çaylarımızı...Çaylarımızı yudumlarken, laf attı diğer masadan bastonu elinde tonton mu tonton yaşlı bir dede...

"- Evlatlar, buralardan mısınız ?" "- Yok dedem"...dedim. "Geze geze Uçmakdere ye gidiyoruz.." " - hımm..iyii iyii..." ! dedi:)) Öylesine, sanki tanırmış gibi bizi ve dedemin o tavrı inanılmaz hoşumuza gitti. Muhabbeti biraz daha uzatmak istedim tonton dedemle. Sordum Naip köyü nesiyle ünlüdür?. Oda anlattı sağolsun. Sebze ve meyve yetiştirilirmiş çoğunlukla. Kirazı ve ekmeğide meşhurmuş hani...Dedemizin muhabbeti çok hoştu ama yola devam etmek gerek. Güzel köy kahvemızın taze çayları keyfimize keyif kattı ya, fırtına bile cıksa şu an hiç önemli değil...
Manzara eşsiz...Dar ve virajlı yolarla tepeye tırmanıyoruz. Bir tarafınız dağ, diğer tarafınız deniz. Karşıda Marmara adası ve Hayırsız ada...Bu yol bana ister istemez, Mersin-Antalya sahil yolundaki virajları hatırlattı. İnanılmaz bir şey. Tepede müsait bir yerde durduk. Ve bu görüntüyü ömrüm boyunca kaç kere görebilirim ve resmini çekebilirim bilemiyorum ama...Karşısında söyleyebilecek tek bir söz bulamadım. Denizin üstünde bir yağmur bulutu...Sanırım anlatmam yetersiz kalacak. Dilerseniz yorumları ben size bırakayım.....

Ganos dağlarının eteklerinde yol almaya devam ederken, birbirini takip eden koyları izlemek, temiz havanın, bol oksijenin tadını cıkartmak ve her bir kareyi fotolar ile ölümsüzleştirmek...Doyumsuzluk dedikleri, bu olsa gerek. Çünkü bu eşsizliğe doyamıyoruz:)) Yola çıkmadan önce internetteki Uçmakdere yazilarının birinde, dikkatimi çeken bir satır olmuştu. Sizinle paylaşmak istiyorum: "Uçmakdere yolu sizi, usta bir ressamın fırçasından çıkan, yağlı boya tablonun içine çekiyor sanki..." Evetttt....Kesinlikle doğru...Bu manzara karşısında başka bir şey gelmez insanın aklına. Yolu ayrı güzel, kendi ayrı güzel...Çınar ağaçları, ahşap evleri, tertemiz havası, bozulmamış bakir yapısı, sıcakkanlı güler yüzlü insanıyla, genelde yazılarımızda sıkça kullandığımız "Cennetten bir köşe"...Ne şanslı evlatlarız ki, böylesine güzellikleri barındıran, cennet bir ülkede yaşıyoruz...

Tarihi, eskilere dayanan Uçmakdere köyünde bir çok tarihi kalıntıya rastlamak mümkün...Eski ahşap Rum evlerinin izlerinİ görüyorum, çoğu evin dış yapısında... Eski dönemde ipekböcekçiliği ile uğraşan halkı, zamanla ipek üretimini bitirmiş. Genelde meyvecilikle uğraşan halk, kendi halinde mütevazi bir hayat yaşıyor bu şirin köyde.
Dağ sporlarına merak salanların ilgi odağı olmuş Uçmakdere. Yamaç paraşütü bölgede yaygın bir şekilde yapılmakta. Tekirdağ Valiliği ile Tekirdağ Doğa Sporları ve Havacılık Kulübü tarafından dört yıldır düzenlenen ve bu sene de 6-7-8 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşmiş olan, "Tekirdağ Uçmakdere Yamaç Paraşütü Festivali" artık bir gelenek haline gelmiş. Bu semalarda süzülmek için, 625 m yükseklikteki Nişantepe'ye çıkmak gerekiyormuş...Burada dört kalkış noktası bulunuyormuş. Zirveden aşağı doğru süzülüp, Ayvasıl koyunda tamamlanan inişi yaşamak, kimbilir nasıl güzel bir duygudur...Denemeden gitmemeliyim diye düşünüyordum ki, havadaki yağmurun şiddeti arttı. Rüzgar da pek izin vereceğe benzemiyor. Ben de yamaç paraşütü deneyimimi bir başka güne ertelemeye karar verdim ve o an olması gerekeni yaptım...Kendimi yağmurun altına bıraktım...

Benden şimdilik bu kadar...Umarım sizlerin yolu da buralardan geçer...

İyi seyirler...








 Yazılan Yorumlar...
NEŞE
(20 Temmuz 2011)

20Yıl önce bu yolu yapmıştık ve az kalsın biz de uçuyorduk...Kayalar kesilerek yapılan ,felaket virajlı bir yoldan Şarköy-Tekirdağ arasını gitmeye çalıştık,Uçmakdereyi o zaman tanıdık..Ben bu yolu İtalya kıyılarında La Spezia-Genova arasındaki "Cinque Terre" ye benzetirim..Elinize sağlık,teşekkürler.

hakangeziyor
(20 Temmuz 2011)

Sevgili Gülden, ne de güzel tasvir etmişsin o güzel diyarları. Tekirdağı gördüm ama Uçmakdereyi duymamıştım bile. Yüreğine, kalemine sağlık...

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.