Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: Fas ::::: Agadir ::::: Arabamla Dünya Turu – Fas 2 (Agadir, Tinmel Camii, Oarzazate, Zagora)        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
Fas Agadir 06  Aralık 2012 17 Nisan 2012
22 Nisan 2012
4624 0 Ali Eriç 

 Arabamla Dünya Turu – Fas 2 (Agadir, Tinmel Camii, Oarzazate, Zagora)
 (Genel)

1960'ta büyük bir deprem geçirmiş Agadir. 15 saniye süren sallantının ardından tüm şehir yıkılmış. 15,000'e yakın insanın öldüğü tahmin ediliyor. 1961'de yeniden inşasına başlanmış ve bugün modern Agadir çıkmış ortaya. Tabii, eski Agadir'den eser kalmamış. Sakin ve huzurlu, üstelik de son derece yumuşak iklime sahip kentin Faslılar dışında sakinleri de var; Avrupalılar. Emekliliklerini Agadir'de geçirme kararı almış -başta Fransız- birçok Avrupalı yaşıyor, Agadir'de. Akşamları yemek yediğim -ve günler sonra ilk kez bira içtiğim- Mozartstube Restoranı'nın sahibi olan Avusturyalı hanım gibi, meselâ... Restoranda sürekli Mozart çalıyor olması da bir ayrı hoşluk, tabii. 'Günler sonra ilk bira'ya da bir açıklık getireyim. Moritanya bir İslam Cumhuriyeti. Dolayısıyla, içki sokmak ve satmak -ve de içmek- yasak. Senegal'de buzdolabımdaki son birayı, Saint-Louis'te kaldığım kampingin sahibi Fransız çocuğa hediye etmiştim, o nedenle. Ama, bakmayın; Fas'ta da öyle her yerde bira bulmanız mümkün değil. Hele açıkta içmeniz, hiç değil. Buna, şu ana kadar (şu an Casablanca'dayım) bir tek Agadir'de şahit oldum. Mozartstube'un dışarıdaki masalarında bile bira servisi vardı.

Agadir'den sonra, Marrakech üzerinden yeniden güneye, Berberî bölgesine gideceğim. Marrakech yolunda Atlaslar'ı geçiyorsunuz. Ondan öncesinde de Taroudant'ı... Fas'ta, Okyanus'a doğru, doğudan batıya doğru uzanan dört dağ sırası var; sırasıyla kuzeyden güneye doğru Rif Dağları, Orta Atlaslar, Yüksek Atlaslar ve Anti-Atlaslar... Kuzey Afrika'nın bu en yüksek dağlarının virajlı yollarını, kuzeyden güneye -ya da tersine- giderken, geçmek zorundasınız.





Taraudant'ta kasbah'tan (sur-içi) manzaralar...


Kasbah'ta bu geçidi sürekli süpüren ve çiçeklerle süsleyen bu adamcağız da bana poz vermekten pek keyif aldı


Yüksek Atlaslar'ı tırmanırken kerpiç evlerden bir köy


Yolda düşen bir kayayı kaldırmaya çalışan iş makinesi... Çölde kum, burada kayalar...


Yolun en yüksek geçidinde yemek molası... Rakım 2,100m


Yolda, Tinmel (ya da Tin Mal) Köyü'nde, Tinmel Camii'ni görmek üzere saptım. Tinmel, 12. yüzyılda kurulmuş olan Almohad İmparatorluğu'nun ruhani ve sanat başkenti olma özelliği taşıyor. 1156 yılında Ibn Ali Abdelmumin tarafından inşa edilen camii de, Casablanca'daki görkemli Hassan II Camii'nden sonra Fas'ta gayr-ı Müslimler'e açık ikinci camiymiş. Ancak, 1995 yılında Unesco Dünya Mirası listesine alınmış olan camiin kapısındaki kilit, benim gibi Müslümanlar'a bile açık olmadığını gösteriyor.



Tinmel Camii'nin cephesi


Minber ve avlusunun parmaklıklar arasından çekebildiğim fotoğrafı

Marrakech'in mistik ortamına bu sefer girmeyeceğim. Şehrin, Ouarzazate yolu tarafında, dışında bir kampingde kalacağım. Camping Car Maroc Fransız bir çift tarafından, 6.5 yıl önce eski bir zeytinlik arazisine kurulmuş enfes bir kamping. Güzel bir bar-restoranı, muazzam bir havuzu, ayrıca kalacak -ben görmedim ama- odaları da var. Tabii, biraz tuzlu da; orta karar bir otel fiyatına kamp kuruyorsunuz. Ama, ABD'deki RV parklarını aratmıyor.



Camping Car Maroc'un havuz ve bar-restoranı

Marrakech'ten güneye, Oarzazate'a doğru giderken Yüksek Atlaslar'ı başka yoldan ve bu sefer güneye doğru yine aşmak zorundayım. Bundan 12-13 yıl önce ailecek bir turla geldiğimiz Fas'ta geçtiğimiz bu yolda, otobüsteki yolcuların bir kısmının bu virajlarda zorlandığını hatırlıyorum. Hatırladığım bir başka şey ise, Fas'ın çehresinin ne kadar farklı olduğudur. Bu kadar zamanda, bu kadar gelişme... Bu tespitim, daha sonra gideceğim diğer şehirlerde de kendini doğruladı.


Ouarzazate yolunda, Yüksek Atlaslar'ı geçerken...

Ouarzazate'ta yalnızca Kasbah Taouri'yi gezip, Zagora'ya doğru yoluma devam etmek niyetindeyim. Şehrin sahipleri Berberîler'in dilinde Ouarzazate, 'sessiz şehir' anlamına geliyormuş. Kasbah Taouri dışında Ouarzazate'ı meşhur eden önemli bir olgu daha var; konumu ve çevresinin coğrafyası nedeniyle 'şark temalı' filmler için de ideal bir platform oluşturuyor olması. Bu yüzden de Fas'ın Holywood'u diye anılıyor. Atlas Stüdyoları, birçok Holywood filmine de ev sahipliği yapmış; Asterix ve Obelix: Kleopatra gibi, Arabistanlı Lawrence gibi, Babel gibi... Bu stüdyo, şehrin Marrakech tarafından girişinde ama, ben gezmedim (daha önceki seyahatimizde de gezmemiştik).




    



    

    
Kasbah Taouri'den fotoğraflar...

20 Nisan Cuma akşamı Zagora'ya vardım. Şehre girdiğimde hava kararmıştı. Buralarda kampingler popüler. Çünkü, Sahra Çölü'nü ufaktan tatmak isteyen Avrupalılar, buraya 4x4 araçlarıyla geliyor ve sonra da Sahra'ya giriyorlar. Onlar da -genellikle- kampinglerde kalmayı tercih ediyor. Bunu keşfeden yerli halk da bol bol kamping kurmuşlar. Bunlardan bir tanesi de Zagora'nın merkezindeki Les Jardines De Zagora Camping; yani, 'Zagora Bahçeleri Kampingi'. Zagora, çölde bir vaha; dolayısıyla palmiyeler ve hurma ağaçlarıyla dolu. Onlardan oluşan Zagora Bahçeleri'ni de girişimci bir Berberî -nasıl yapmışsa- kamping haline getirmiş. Bahçenin ortasında bir de Berberî çadırı olan restoran kısmı var. Akşam çadırımı bu kampingde açtım. Yemeği mi de çadır-restoranda yedim; mönü, tavuklu kuskus. Fiyatlar inanılmaz ucuz; kamping 30 Dirhem (yaklaşık USD4.00'dan ucuz, üstelik ücretsiz wi-fi internet bağlantısı da var), yemek de 50 Dirhem'di (o da yaklaşık USD6.00). Kampingde benden başka Avrupalı 3 tane 4x4 (biri Lando'nun kardeşi), 5-6 tane de camper vardı.

Zagora'nın bir özelliği var; Timbuktu'ya (Mali) kadarki 52 günlük (bu bir standartmış, o zamanlar o kadar sürermiş) deve yolculuğunun başlangıç noktasıymış, zamanında. Şehir çıkışında bunu belirtir bir tabela bile var. Zagora, Avrupa'yla Timbuktu arasındaki tuz ticaret yolunun güvenliğini sağlayan ve vergilerini toplayan bir merkez konumundaymış, ta 16. yüzyıldan itibaren.


'Timbuktu 52 gün'

Ben tabii Timbuktu'ya gitmeyeceğim buradan; böyle bir şey bu devirde artık -maalesef- mümkün değil. Ama, güneye inip, Sahra'nın kuzeyini son kez 'yalamak' istiyorum, Afrika'dan çıkmadan.

Cumartesi sabahı, kamp yerinde basit kahvaltımdan sonra, şehirde hem para çekmek, hem de bir koyu kahve içmek için park ettim. Buranın kahveleri bir muhteşem ki, sormayın... Dedim ya, buraları Avrupalı çöl meraklılarının rağbet ettikleri bir bölge. Yalnızca bireysel gelen 4x4 meraklıları değil, eski Paris-Dakar ruhunu yaşamak isteyen ralli meraklılarını 'doyurmak' isteyen organizatörlerin düzenlediği ralliler de sıklıkla bu bölgelerde boy gösteriyor. Bu da, bölgede ralli desteği veren bir takım mekanikler ve bunların garajlarının açılmasını sağlamış. Yerli mekaniklerin kurduğu atölyeler, bölgeye gelen 4x4 meraklılarına destek veriyor. Her marka, üstelik Land Rover için bile (mekaniklerin hemen hepsinin arabaları Land Rover Defender, buralarda çöldeki maharetleri nedeniyle Land Rover çok revaçta) parça bulmak mümkün. Ben de daha önce kaybettiğim yakıt deposu kapağımı burada rahatça buldum.

Zagora'dan sonra çöl başlıyor. Öğle saatlerinde yola çıkıp, Lac Iriki'den (Iriki Gölü) Foum Ziguid'e vardım. Foum Ziguid, Zagora'ya nispetle daha sapa, dolayısıyla daha az turist çeken, imkânları daha kısıtlı bir yer. Çalışan tek kampinginde tek başıma çadır açtım.



Lac Iriki. 'Çölün gölü' bu kadar olur. Yalnız yağış mevsiminde bir parça varlık gösterebiliyor

Artık yeniden ve son kez medeniyete dönüyorum. 'Çölün gizemi' (ilk seyahatimin 'motto'larından biriydi) artık sona eriyor. Bundan sonraki bölümde Marrakech'in -artık kalmayan- mistisizmi ve Fas'ın devamını okuyacaksınız.

Hoşça kalın.










 Yazılan Yorumlar...
  Henüz Yorum Yazılmamıştır
 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.