Gezi Alemi

e-Posta:    Şifre:     Kaydol | Şifremi Unuttum
 
Gezi Alemi ::::: İtalya ::::: Milano ::::: Kasım' da Milano - Como - Portofino        
Ülke Şehir Ekleme Düzenleme Gezi Tarihleri Okunma Yorum Yazan 
İtalya Milano 10 Ekim 2013 14 Kasım 2012
17 Kasım 2012
2877 5 TAMER 

 Kasım' da Milano - Como - Portofino
 (Genel)

Pegasus Havayollarına ait Sevde G. isimli uçağımız Bergamo Havaalanına tekerlek koyduğunda artık hiç de yabancısı olmadığım bu ülkeye geldiğimde sanki yurtiçinde bir havaalanına iniyormuşum gibi hissettim. Sanıyorum bu Milano' ya altıncı gelişim... Seviyorum bu şehri... Pasaport kontrolünü sorunsuz bir şekilde geçip bavulumu almak üzere yürüyen banda hareket ettiğimde bavulumun da bandın üzerinde bana doğru geldiğini görüyorum ve bingo!. Hiç beklemeden kapıdan çıkıyorum...

 

Bergamo havaalanından Milano' ya gitmenin en iyi, en kısa ve en ucuz yolu hemen çıkış kapısının dışında, bizdeki araç kiralama ofisleri gibi küçük ofisleri bulunan Havaş veya Havataş benzeri otobüs şirketlerini kullanmak. Otobüslerde zaten hemen havaalanının çıkışında sağda duraklarında bekliyorlar. Bileti bu ofislerden alabileceğiniz gibi otobüsün içinde de alabiliyorsunuz. Gidiş-dönüş alırsanız toplamda 2 € indirimli alabiliyorsunuz. Ofislerden kalkış saatlerinin olduğu tarifelerden alabilirsiniz. Bu otobüsler direk Milano Centrale istasyonuna gidiyorlar. Booking.com' dan önceden ayırdığım otelim zaten Milano Centrale istasyonuna çok yakın. 10 dk içerisinde hareket ediyoruz. Yaklaşık 40-50 dk süren konforlu bir yolculuk sonrası son durakta inip otelime ulaşmam da 15 dakikamı almıyor. 13-14 derecelik bir sıcaklık var ama Milano' da hava açık ve güneş uzaktan da olsa kendini gösteriyor.   

Otelime kaydımı yaptırıp, elimi yüzümü yıkayıp bavulumu bırakmam ile kendimi tekrar Milano sokaklarına atmam arasında 15-20 dakika yok... Otelim Buenos Aires Caddesine de oldukça yakın, soğuk ama en azından güneşli bu Milano gününde Milano' nun bu meşhur caddesinde biraz yürüyüş yapıyorum. Kısa Milano günümde daha önceden de görmeye niyetlendiğim ama başarılı olamadığım Leonardo Da Vinci' nin "İsa' nın Son Akşam Yemeği - L'Ultima Cena" nın sergilendiği Santa Maria Grazie delle Grazie kilisesine gitmek istiyorum. Bunun için Lima istasyonundan kırmızı hat metroya binip 7 durak sonra Cadorna' da iniyorum. Kısa bir yürüyüş sonrası kilise tam karşıma çıkıyor. Bu arada geçen seferlerde niçin içeri giremediğimi hatırlıyorum; "Rezervasyon!..." Evet... Vinci' nin bu meşhur resmi atmosferik koşullardan etkilenmemesi için özel koşullarda klimatize bir sistem kontrolünde sergileniyor ve herkesi saati ve dakikası belli olan biletlerle çok kısa süreliğine - sanırım 15 dk. - içeri alıyorlar. Bu bilet için 60 gün sonrasına kadar rezervasyonu internetten yaptırıp, satın alabiliyorsunuz.

 

 

Gişeye vardığımda saat 14:45 olmasına rağmen, gişedeki görevli bana ancak 17:15' de içeri girebileceğim bir bileti alabileceğimi söylüyor. Buradan da anlaşılıyor ki bir daha ki gelişimde internetten bilet almam gerekecek. Neyse, oradaki seyyar satıcılardan kendime üzerinde Leonardo' nun meşhur Vitruvius Adamı' nın olduğu güzel bir t-shirt ve Son Akşam Yemeğinin resmedildiği magnetlerden alıp geri dönüyorum. Cadorna' dan yine kırmızı hat metroya binip 3 durak geriye geliyorum ve Duomo meydanına çıkıyorum. Her gördüğümde bende çok büyük bir hayranlık uyandıran görkemli Duomo Katedralinin değişik açılardan fotoğraflarını çekip içine giriyorum.

 

  

İçerisi de hakikaten çok görkemli. Turistler bir hayli fazla, o yüzden kısa bir tur sonrasında güzel dileklerle mumumu dikip tekrar dışarı çıkıyorum. Katedralin hemen yanındaki Galleria Vittorio Emanuele' de muhteşem mağazalara göz atarak kısa bir gezinti yapıyorum ve tekrar Duomo meydanına dönüyorum.

 

  

Burası çok keyif alarak gezebileceğiniz ve hatta biraz yüksek fiyatlı da olsa yemek yiyebileceğiniz çok kaliteli restaurant ve birbirinden şık ve lüks mağazaların bulunduğu cam ve yüksek tavanlı bir yarı açık shopping mall. Kesinlikle görmenizi tavsiye ederim. Karnım artık hafifçe acıktığını hissettirince, Katedralin yanındaki dışarıda da masaları olan bir restaurant' a oturuyorum. Akşam üstü olduğu için artık ısı da yavaş yavaş düşüyor.

Ama ısıtıcılar sayesinde dışarıda rahatça oturabiliyorsunuz. Kendime ton balıklı bir pizza ve ½ litre ev yapımı kırmızı şarap söylüyorum. Hepsi birbirinden farklı yüzlerce insanın geçtiği bir sokakta yanımda olmasını dilediğim ama işi dolayısıyla yanımda olamayan eşime bir telefon edip kadehimi onunla paylaşıyorum... Yemeğimi ve şarabımı bitirmem 1 saate yakın sürüyor, keyifli bir Milano Cuma akşamında önümden geçip giden Milano' lular bana zamanı unutturuyor... Bir de esspresso ve tiramisu ile kapanışı yapıyorum... Sonra tekrar Duomo meydanına çıkıp metro ile 3 durak uzaklıktaki Lima istasyonunda inip Buenos Aires Caddesinde kısa bir yürüyüş sonrası otelime varıyorum... Hava iyice soğumuş durumda... Yarın sabah Genova ve Portofino...

GENOVA - PORTOFİNO - SANTA MARGHERİTA:  

Sabah Milano Centrale' den kalkan 09:10 Intercity treni ile Genova' ya hareket ediyorum. Konforlu bir yolculuk sonrası 10:53' de Genova' da Piazza Principe istasyonunda iniyorum. İner inmez hemen Santa Margarita' ya gidiş saatlerine bakıyorum ve 11:37' deki tren için gidiş dönüş bilet alıyorum. Yarım saatten biraz fazla vaktim var niyetim Genova Akvaryumunu gezmekti ama bu kadar kısa sürede ancak limana kadar kısa bir yürüyüş yapabiliyorum. Treni kaçırmamak için fazla oyalanmadan geri dönüp bölgesel tren ile Santa Margherita' ya hareket ediyorum. Yolculuk keyifli bir manzara eşliğinde denize paralel bir şekilde yarım saat kadar sürüyor. Santa Margherita istasyonunda inince hemen istasyonun dışından Portofino' ya otobüsler olduğunu biliyordum. Ama görünürde hiç otobüs yok, sadece bekleyen üç dört tane taksi var, zaten fazla insan da yok... Bir genç çifte Portofino otobüslerinin yerini soruyorum, bana istasyonun köşesinden kalktığını orada kalkış saatlerini gösteren bir tabela olduğunu söylüyorlar. Tabelayı buluyorum ve en yakın kalkış saatinin neredeyse 1 saat sonra olduğunu görünce canım sıkılıyor.

Zaten kıymetli olan vaktimi kaybetmemek için taksilerden birine Portofino' ya ne kadara götürdüğünü soruyorum. 25 € istiyor. Bende 20 € teklif ediyorum, yaşlıca şoför hiç itirazsız kabul ediyor... Bu kadar itirazsız kabul edince bende yine de bir kazıklanma duygusu uyanıyor. Yol çok uzun değil 5 km falan, bu süre içerisinde şoförüm bana Portofino hakkında bilgiler veriyor, Berlusconi' nin evini, Abromovich' in yatını nereye demirlediğini, turistleri falan anlatıyor. Nereli olduğumu soruyor, Türk olduğumu söyleyince şaşırıyor, hiç Türk' e benzemediğimi ve İtalyanca' mın güzel olduğunu söylüyor ve bana sinyal kolundan çıkarttığı bir tesbihi gösteriyor. Bir Türk turist hediye etmiş... Bu arada Portofino' ya varıyoruz ben 20 € uzatıp verdiği bilgiler için teşekkür ediyorum. Oda bana eğer geri döneceksem beni bekleyebileceğini ve 10 €' ya geri götürebileceğini söylüyor. Bende başlangıçta oluşan kazıklanma duygusunun hafiflemesi ile peki diyorum...         

Portofino' ya araç girişi belli bir yere kadar, o meydan dan sonra aşağıya sahile ancak yürüyerek inebiliyorsunuz.

 
Küçük küçük dükkanların olduğu bir yokuştan aşağı sahile doğru iniyorum. Sahile inince o meşhur ve muhteşem Portofino manzarası karşımda...
 
 
 
Bir müddet seyrediyorum, sonra sahile kadar iniyorum, her biri değişik renkte olan ve derinlik hissi vermesi için özel olarak boyanmış evleri ve denizi seyrediyorum. Bu evlerin neden değişik renklerde boyandığı hakkında bir hikaye duymuştum, eskiden denizciler seferden döndüklerinde genelde sarhoş olduklarından evlerini daha kolay bulabilmeleri için böyle renk renk boyanırmış. Neyse her şekilde güzel... Portofino belki Ortaköy meydanı kadar, belki biraz daha büyükçe bir yer ama çok güzel, mevsim kış olduğu için tabi bir hayli sessiz ve soğuk tabi ama yazın kesinlikle çok daha güzel oluyordur. Hava dışarıda oturmaya müsaade edecek gibi, bir hayli fotoğraf çektikten sonra tek tük müşterilerin oturduğu bir restaurant' a oturuyorum. Bir küçük şişe kırmızı şarap ile bir focaccia söylüyorum...
 
 
 
Birde pesto soslu makarna, Portofino manzarası eşliğinde keyifli bir yemek oluyor. Ufak tefek hediyelik eşya alımlarımı da tamamladıktan sonra yukarı meydana çıkıyor geldiğim taksiyi bulmaya çalışıyorum ama göremiyorum. Bu arada başka bir taksiden benim şoför iniyor ve bana sesleniyor; "Signor, signor..." elimi kaldırıp onu gördüğümü işaret ediyorum, bana arabayı bir nedenden ötürü değiştirdiğini anlatmaya çalışıyor ama anlamıyorum zaten çok da önemsemiyorum... Santa Margherita' ya geldiğimde dönüş treni için biletimi alıyorum, 40 dakikam var, aşağı sahile iniyorum ve bu şirin kasabayı dolaşıyorum...
 
 
 
 
Yanı başındaki Portofino kadar meşhur olmasa da bence çok güzel bir yer ve görülmesi gerek diye düşünüyorum. Çok güzel bir sahil kasabası... Keşke vaktim olsa da burada biraz daha vakit geçirebilsem diye düşünüyorum. Ama daha sıcak günlerde buraya ailemle beraber tekrar gelmek üzere kendime söz veriyorum. Trenimin kalkmasına 10 dakika kala istasyona dönüyorum ve önce Genova, sonra Milano' ya dönüp günün yorgunluğunu çıkarmak üzere otelime varıyorum...

COMO:

Otel' de hızlı bir kahvaltı sonrası Lima istasyonundan metroya binip 4-5 durak sonra Cadorna istasyonunda iniyorum. Milano' dan Como' ya en rahat ulaşabileceğiniz istasyon bence burası... Bu istasyon' dan 45 dakikada bir Como' ya direk tren hareket ediyor. 09:40 treni için biletimi alıyorum, hareket saatine henüz 25 dakika var. Ayaküstü bir kahve içiyorum istasyonda... Sonra trenimin peronunu bulup, hazır bekleyen trenime yerleşiyorum. Tertemiz yeni bir tren, hareket saatine yaklaşmış olsak da çok fazla dolmuyor ve o şekilde hareket ediyoruz. İtalya' da trenle seyahat etmeyi seviyorum. Özellikle manzaranın tadına doyum olmuyor. 35-40 dakikalık keyifli bir yolculuk sonrasında Como' dayım. Nord Lago istasyonunda inmek bence en iyisi. Çünkü istasyondan iner inmez hemen göl karşınızda, Gölü karşıma aldığımda temiz havayı ciğerlerime çekiyorum, ancak şansıma hava biraz puslu... Sonra gölü soluma alıp sağ tarafa doğru yürümeye başlıyorum. Hemen sağ tarafta meşhur İstanbul Cafe... Ama saatin erken olması sezonunda geçmiş olması nedeniyle henüz açılmamış... Yürümeye devam ediyorum, göl durgun, hava puslu, çok güzel olmasa da yine de hoşuma giden fotoğraflar çekiyorum. Özellikle yamaçlardaki evlerin sıralanışları, renkleri çok güzel... Biraz ileride tuğla - ahşap karışımı çok şirin bir bina var. Üzerinde de "Funicolare" yani Füniküler yazıyor.

Brunate kasabasına çıkan fünikülerin bu kadar yakında olacağını hiç tahmin etmemiştim. O yüzden sefer saatlerine bakıp biraz daha yürüyüşüme devam etmek ve dönerken binmeyi düşünüyorum. Göl kıyısındaki yürüyüşüme devam ediyorum.

Como sanki terk edilmiş gibi, benimle birlikte çok az sayıda yürüyen var. Kıyıda iki çocuğu ile oynayan bir baba görüyorum ve ondan rica ederek fotoğrafımı çektiriyorum. Sonbahar yapraklara renk cümbüşleriyle ayrı bir anlam katmış.

 

Ağaçlardaki yapraklarda, dökülen yapraklarda enfes, çok güzel kareler alıyorum. Jogging yapan bir iki Como' lu kulaklıkları kulaklarında Kasım ayındaki bu güzel havanın tadını çıkartıyorlar.

 

Keyifli bir yürüyüşün sonunda artık yol bir özel mülk dolayısıyla son buluyor ve bende füniküler ile Brunate' ye çıkmak üzere geriye dönüyorum. Gişeden bilet almak üzereyken arkamda bekleyen üç kişinin Türkçe konuşmaları enteresan bir durum oluşturuyor. İstasyonda biletçi dahil 6 kişiyiz ve dördü Türk...

Fünikülere binmeden duvardaki eski siyah beyaz resimleri inceliyorum, karlar altında çalışan füniküler resimleri çok güzel. Çok dik bir yamaca tırmanıyoruz.

 
 
Fünikülerin arkası komple cam, ve buradan bakınca yükseldikçe güzelleşen bir manzara görüyorsunuz...
 
 
 
 
Bir müddet sonra Como kuşbakışı ayağınızın dibinde kalıyor. Brunate çok keyifli, küçük bir kasaba.
 
 
 
İstasyonun çıkışında turistik eşyalar satan ufak dükkanlar ve kafeler var. Ama manzara olağanüstü. Küçük bir kilisesi var,  ve muhteşem Como gölü manzaralı dar yolları...
 
 
Bir müddet bu dar yollarda yürüyorum, sessiz, serin ve sakin. Çok güzel fotoğraflar çekiyorum. Ama gölün üzerine çökmüş olan pus ve sis görüşü bir hayli kısıtlıyor. Nazlı Como kendini saklıyor.
 
 
Sonra tekrar geri dönüyorum ve Füniküler istasyonun yanındaki Cafe' ye oturup bu eşsiz manzara eşliğinde bir kahve içiyorum. Tekrar Como' ya dönüp bu kez gölün öbür tarafına şehir kısmına doğru yürüyorum. Şansıma o gün bir araba rallisi var. İnsanlar şehir içinde startı verilen ve kupa töreni yine aynı meydanda yapılacak olan yarış için meydanda toplanmışlar. Güzel bir eğlence var ve Como' lular bu güzel hafta sonu gününün keyfini çıkartıyorlar.
 
 
 
Sonra bu sefer şehrin sokaklarında güzel bir yürüyüş yapıyorum, keyifli dar sokaklar beni Pazar kurulmuş bir meydana getiriyor. Biraz da burada vakit geçiriyorum sonra tekrar manzaranın tadını son kez çıkartmak üzere sahil kısmına geri dönüyorum.
 
 
 
Sahildeki güzel parkta belli belirsiz Hiroşima anıtı dikkatimi çekiyor.
 
 
Orada bir müddet bu anlamsız savaşta ölen insanların anısına saygıyla bekliyorum.

Artık dönüş zamanı geliyor. İstasyona gidip sefer saatini beklemekte olan Milano trenine biniyorum, önce otelime, ertesi günde ülkeme geri dönmek için... Çok sevdiğim İtalya' ya da en kısa zamanda tekrar görüşmek üzere hoşça kal diyorum...  











 Yazılan Yorumlar...
Erdin İVGİN
(27 Ekim 2013)

Sevgili Tamer,
İtalya her mevsim güzel. Kışın başlangıcında bile. Pizzanın atası olan focacciada güzel gözüküyor doğrusu. Bu güzel yazı için teşekkürler.

TAMER
(26 Ekim 2013)

Teşekkürler Sevgili Setenay ve sevgili Hakan... Benim için her İtalya gezisi ayrı bir keyif zaten. Hakan evet, Portofino bence de dediğin gibi bir hayli pahalı ama değer. Sevgili Dentist, dediğin gibi gişeden 2-3 saat sonrasına bilet bulmak mümkündü ama ne yazık ki bende o 2-3 saati bekleyecek zaman yoktu :)
Sevgiler,

Setenay Süzer
(22 Ekim 2013)

Çok keyifli bir gezi yapmışsınız,bizlerde bu harika fotoğraflar ve yazınızla seyrinize ortak olduk Tamer bey.S.M.D.Grazie ye girmek ne kadar zor olmuş 1989 da yine bir Kurban bayramında Asya turla yaptığımız 13 günlük İtalya gezisinde görmüştük,o zaman bile rutubetten bir hayli bozulmuştu fresk,bunca zaman sonra demekki daha kötü oldu,o haliyle belki hayal kırıklığı yaşatırdı.Milanonun konumu yönünden bence en güzel yanı komşu kapısı Lugano ya 45 dk. mesafede oluşu,2002 de İsviçreden Milanoya ikinci gidişimde trende pasaport bile sorulmamıştı,günü birlik gezip dönmüştük.
Bu gezi anılarını okumanın en iyi yanı, geçmiş güzel anıları tekrar aynı heyecanla yaşatması.Teşekkürler paylaşımınız için

hakangeziyor
(10 Ekim 2013)

Sevgili Tamer, yine yaptın yapacağını ve aldın beni götürdün İtalyaya... Üç defa gitmeme rağmen nedense Milanoyu hiç sevemedim. Bence Milanonun en güzel tarafı Como gölü... Genova ve Portofinoyu görmek nasip olmadı, inşallah bir daha ki sefere. Portofino için son derece pahalı diyorlar, sen ne dersin?
Benim o bölgedeki esas favorim Como... Fenikülere çıkmadım ama eminim yukarıdan da manzara harikadır. Daha iyi havalarda gitmen dileğiyle...
Kalemine sağlık...

dentist
(10 Ekim 2013)

Santa MARİA Della Grazie için bence internetten yer ayırtmak hata.Çünkü hem tarihi zor alıyorsunuz hemde pahalı oluyor.Klisenin girişindeki ofisten iptal biletlerini sormak mantıklı,en fazla 2 -3 saate bilet oluyor ve 3 te 1 fiyatına...

 Yorum yazmak isterseniz...
 
Yorum Yazabilmek İçin Üye Girişi Yapmalısınız.